Edebiyat ve resim arasındaki ilişki çok anlamlılık evreninde gezinir. Bazen bir resim edebiyatçıda çağrışım yaratır, sözcüklerle yeniden yorumlanırken bazen de bir imge ressamın dünyasında çizgiler, renklerle yaşam bulur. Ressam, yazarın imgesini kendi düş dünyasında yeniden biçimlendirir, belki de baştan kurgular konuyu.
Bu ilişkinin en yoğun yaşandığı, ressam ve edebiyatçıların birlikte en çok işe imza attığı yıllar 1940’lar. Söz gelimi “niyet çeken kartal” imgesi Fikret Mualla’nın “Üsera Karargâhı” öyküsünün hem konusudur hem de sanatçı tarafından resimlenen imgedir. Niyet çeken kartal imgesine, Yaşar Kemal’in Deniz Küstü romanında da rastlanır. Bu romandaki imge Abidin Dino tarafından resimlenmiştir. Ayrıca Abidin Dino, anılarında da bu kartaldan söz eder. Dino, arkadaşlarıyla kartaldan niyet çektirmek istediklerini ancak Fikret Mualla’dan çekindikleri için bu isteklerini gerçekleştiremediklerini yazmıştır. Üç sanatçının da eserlerinde niyetçi kartal imgesini görmek olanaklıdır. Ancak bu incelemede söz konusu olan bir imgenin devamı değil.
Abidin Dino 1934 tarihinde Servet-i Fünun dergisinde “Yeditepe” adlı bir öykü yazar. Öykü, Refet Reis adlı bir kaptanın Evgeniya adlı bir seks işçisine duyduğu aşkı konu alır. Toplumun ötekileri olarak adlandırılabilecek bu insanlar 1940 kuşağı sanatçılarıyla birlikte sanatın öznesi olmuşlardır. Evgeniya’nın başka bir erkeğe ilgi duyması ise öyküde kırılma noktasıdır. “Başka erkek”, “diğeri” öyküde anlatılmaz. Bu karakterden yalnızca söz edilir. Refet Reis’i cinayet işlemeye götürecek bir karakterdir. Evgeniya ile “diğer adam” arasındaki ilişki üstünde de çok durulmaz. Okurun zihninde tamamlaması için bırakılan bu boşluk Agop Arad’ın benzer tarihlerde yaptığı resimle tamamlanır. Bu varsayımdan yola çıkarak kaleme aldığım yazı, öykünün bıraktığı boşluğun ressam tarafından tamamlanması üzerine kurulu. Birbirinden esinlenen eserler değil, birbirini tamamlayan eserler bu defa söz konusu olan.
8Önce Resim

Bir kadın ve bir adam yalın döşenmiş bir odadalar. Eşyalar dolap ve yataktan ibaret, gösterişsiz. Kadın, resmin sınırlı alanının veya simgelediği odanın dışına çıkmak üzere. Yüzünde belli belirsiz bir tebessüm var. Sol elinde pembe bir sümbül tutuyor. Büyük olasılıkla sümbül yatakta oturan adamın hediyesi.
Adamın gölgede kalan yüzü, odanın yeşil rengine benziyor. Kendi iç dünyasına dalmış adam, olanaksızlıklar ağına sıkışmış duygularını düşünmektedir belki. Tüm duruşuna sinmiş melankoli, yalın döşenmiş odada dikkat çekiyor. Ressamın amacı da biraz bu, figürlerin duruşlarıyla bize aralarındaki gerilimi hissettirmek belki de.

Duvarın, zemin döşemesinin yeşili ile kadının elbisesinin yeşili uyum içindedir. Kadın bağlamdan ayrı değil, mekânın bir parçası gibi. Bu ortamda ayrıksı duran, yarı oturur yarı kalkar durumdaki adam ve kadının elinde tuttuğu pembe sümbül. Adamın beden dili, gitmek üzere hamle yapan, öte yandan kalmak isteyen bir eşiği ifade eder. Bu kararsız duruşa kadın arkasını dönmüş, elinde sümbülle yaşadığı duyguya odaklanmıştır. Bir seks işçisiyle ona sevdalanan bir adamın imkânsız aşkıdır söz konusu olan.
Renkler ve Semboller
Adamın oturduğu yatağın çarşafında suyolu motifi vardır. Bu motif bedensel ve ruhsal yenilenmeyi simgeler. Arınma ve yeniden doğuşu anlatır. Kadın belki de ilk kez, duygu beslediği ve arzuladığı bir erkekle sevişmekten doğan bir arınma içindedir.

Resme damgasını vuran renk yeşildir. Doğanın rengi yeşil, yaşamı, umudu ve rastlantıyı simgeler. Bir rastlantı eseri doğan karşılaşma, bir zorunluluğa dönüşmüştür. Duvarın boyası, kadının elbisesi, zeminin belli bölümleri yeşil renktir. Kadının mekânla ilişkisini de Agop Arad bu renkle anlatır. Ayrıca yeşil, aşk tanrıçası Venüs’ün rengidir.
Resimde yer alan pembe sümbül, kadın ve erkek arasındaki ilişki çıkmazının vurgusudur.
Çiçekler ve anlamlarıyla ilgili çalışmalara 17. yüzyılda rastlanmaya başlanır. Fransa elçisinin sekreteri Du Vignau 1688’de yazdığı kitapta sümbülün Osmanlı toplumundaki anlamını şöyle ifade eder:
“Dikkat edin! Tanrı sizi yalnızca benim için dilediğiniz kötülüklerden dolayı cezalandırır. Tanrının benim için dilediğiniz iyi niyetlerden dolayı sizi ödüllendirmesini dilerim.” (Keskin, 2020: 197)
Hammer Purgstal, 1809 tarihinde kaleme aldığı Haremin Dili adlı kitabında sümbülün taşıdığı anlamı şöyle ifade eder: “İkimiz bülbül / ben ağlarım sen gül” (Keskin, 2020: 198). Dolayısıyla sümbül ilk metinde bir niyet okumayken, yaygın kullanıma göre tek taraflı ya da yaşanamayan bir aşkı anlatır.
Pembe renk yumuşaklığı, kırılganlığı ve melankoliyi simgeler. Kırmızı ve beyaz, saflık ve şehvetin birleşimidir. Sevgili tarafından hediye edilen pembe sümbül, tüm şehvet ortamının dışında kadındaki saflığı, aşkın büyüklüğünü, aynı zamanda imkânsızlığını anlatmak için kullanılır.
Öykü
1934 yılında Abidin Dino’nun yazdığı “Yeditepe” öyküsü Refet Reis çevresinde kurgulanır. Liman Ressamları ile yakın arkadaş olan Abidin Dino’nun öyküsünde bir deniz insanını başkarakter olarak ele alması anlaşılır bir tutumdur. Refet Reis deniz karşısında ne kadar hürmetliyse karada bir o kadar hoyrat ve acımasızdır. Kara insanları onun cesaretinden ve gözü pekliğinden çekinir. Refet Reis’in tek zaafı genelevdeki seks işçisi Evgeniya’dır.
Evgeniya içinse Yeditepeli şehrin erkekleri arasında bir fark yoktur. Yokluğunda, Evgeniya’nın bedenini erkeklere satarak para kazanması reisi üzse de bunun, onun işi olduğunu bilmekte ve duruma katlanmaktadır. Ara sıra şehirdeki tüm erkekleri öldürmeyi düşünse de öfkesi çabuk yatışır.
Reisin yokluğunda Evgeniya, mahallenin yakışıklı delikanlısıyla birlikte olur. Delikanlı sokakta yürürken mahallenin zengin, fakir, genç, yaşlı tüm kadınları pencereye üşüşür. Delikanlının gözüyse yalnızca Evgeniya’dadır. Öyküde Evgeniya “iş olsun” diye onunla birlikte olduğunu söylese de delikanlıyla belli aralıklarla görüşmeyi sürdürür. Kendine bile söyleyemediği, bastırdığı kimi duygular delikanlıyla birlikte uyanmıştır. Delikanlı ise tırmandığı direkten Evgeniya’yı gözler, eve girmesi için onun kendisine işaret vermesini bekler. Bu görüşmeleri fark eden Refet Reis, günün birinde işaret bekleyen delikanlıyı bir kurşunla öldürür.
“Refet Reis bir şehirden fazlasına tahammül edemezdi” (Dino, 1934: 22)
Demek ki Evgeniya her ne kadar “iş olsun” diye delikanlıyla görüştüğünü söylese de Refet Reis’in tutumundan durumun hiç de söylendiği gibi olmadığı anlaşılmaktadır. Şehirdeki erkeklerle delikanlıyı birbirinden ayrı tutan reis, Evgeniya’daki duygu değişimini fark etmiş olmalıdır. Belki de kadının bile ayrımında olmadığı durum, belalısını cinayet işlemeye sürükleyecek denli güçlüdür. Dolayısıyla öyküde, Refet Reis’i tanırız. Ancak onun âşık olduğu Evgeniya ve delikanlıyı bilmeyiz.
Sona Doğru
Bu bilinmeyen aşkı tuvale yansıtan Agop Arad’dır, varsayımıyla devam edelim. Yalın döşenmiş odada kadın ve delikanlı birlikteler. Ancak bu birliktelik fiziksel. Zihinsel olarak delikanlı bambaşka bir yerde. Belki yaşadığı çıkışsız aşkı nihayetlendirmek peşinde. Kadın, delikanlıya sırtını dönmüş. Elindeki pembe sümbülle, delikanlının kendisinde uyandırmaya başladığı duygunun seline kapılmış gibi. Ancak pembe sümbül bu hislerin faciayla sonuçlanacağını, sevgililerden birinin ağlayacağını söylüyor.
Çarşaftaki suyolu deseni aynı duyguyu hisseden insanların arınmasını simgelerken zeminin dikeyliğiyle kontrast oluşturmakta. Zemin, mücevher formuyla bezeli. Geometrik formların silsilesi, mekânın kuşatıcılığına vurgu yapıyor. Ayrıca mekândaki her renk/parça kadında/Evgeniya’da sürmekte. Dolabın kahverengisi kadının saçlarında, döşeme ve duvarın yeşili elbisesinde devam ediyor. Kadın mekânın uzantısı.
Yatakta yarı oturur adam ise bordo takımı ile dışarıda/hariç/misafir. Kadına verdiği pembe sümbül de kendisinden bir parça. Felaketle sonuçlanacak bir aşk hikâyesinin sembolü. Renkler Agop Arad’ın resimlerinde tinsel anlam taşıyor. Yalnızca sembolik anlamlarıyla değil, figürlerdeki uzantılarıyla da bağlantılar kuruyor. Resmin bu denli etkileyici olmasının nedeni de bu.
İnci Aydın
Roman Kahramanları Dergisi, sayı-54, s. 144
Kaynakça
Dino, A. (2002). Yeditepe Öyküleri. “Yeditepe”. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Gardin, N ve Olorenshaw, R. (2014). Larousse Semboller Ansiklopedisi. (Çev. B. Akşit). İstanbul: Bilge Kültür Sanat Yayınları.
Aydın, İ. (2022). Toplum Tahayyülünün Öncüleri. İstanbul: Heyamola Yayınları.
Keskin Koç, N. (2020). “Çiçeklerin Gizli Dili”. Milli Folklor, Yıl: 32, Cilt: 16, Sayı: 127.

























