Bekir Gerçek: Trabzon feryat ediyor!

0

Trabzon Mimarlar Odası Başkanı Bekir Gerçek ile Trabzon’un kentsel dönüşümünü, çevre sorunları ve talan edilen tarihini konuştuk. 

Gerçek, “Trabzon’a çok geç olmadan sahip çıkılmalı, çünkü daha fazla ihanete dayanacak bir kent değil” diyor.

Gerçek’e göre, Kent planları hazırlanırken ehli olan insanlara yönettirilmeli. Çünkü kentleri politikacılar yönettiğinde genelikle büyük zararlar açılıyor. Bu noktada Trabzon’un durumu, İstanbul’un durumundan farklı değil.

Bekir Gerçek’in sorularımıza verdiği cevaplar şöyle:

Trabzon kentinin mimari değişimi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Trabzon’un mimari değişimi ile birlikte gelen kirlenme, bozulmanın çok üzüntü verici olduğunu düşünüyorum. Örneğin: Hüseyin Avni Aker çoktan kültürel miras olma hüviyetine ulaşmış bir yerdi. Orada bir takım anılar vardı. Ama onları kaldırıp attık. Trabzon’da bir tane tuğla bina vardı Ortahisar mahallesinde; baktığınızda yıkılır tamam diyordunuz ama  Türkiye Ermenistan sınır anlaşması o binada imzalandı. Maalesef bunu bilenlerde duyarsız davrandı. “Yahu niye yıkıyorsunuz” kimse demedi.

Oysa Hollanda’da Van Gogh’un ayakkabılarını çıkardığı yeri bile saklıyorlar. Burada ise Türkiye’nin en önemli ressamlarından biri Burhan Uygur’un büyüdüğü evi bir iki ay önce yıktık. Gördüğümde içim sızladı. Dünyanın neresinde olursa olsun benim burada sanatçım yaşadı diye saklanır, biz ise o değerleri öğrenemedik henüz. Oysa insanlar bilmeli ki; bu şehrin belleği bu binalar, gözümüz gibi bakmalıyız ki 500 yıl sonra bu şehrin geçmişinden geleceğine kopyalar verebilsin.

Ama maalesef Trabzon’da  bugün opera varmış denmesi mümkün değil, çünkü sayısız  kilise, cami, han, hamam ne bulduysak yıktığımız gibi onuda yıktık. Oysa geçmişi olmayanın geleceği olmaz. Özetle: Trabzon’u zaman içerisinde kozmostan kaosa taşıdık.

Trabzon’da tarihi mekanlara yeterince önem verilmiyor mu demek istiyorsunuz?

Trabzon için tarihçi Minas Bijişkyan: 365 gün için “Çok dindar insanlardır her güne bir kiliseleri vardır” diyor. Bu sadece kiliseler için söylenmiş bir şey değil; yukarıda ifade ettim zaman içerisinde Osmanlı’nın yaptığı yapılara da saldırdık. Tarihi önemi olan mimari yapıları rant uğruna yıktık, kırdık geçtik.

Oysa kentin ilk mimari planı 1937 yılında hazırlanmıştı. Bu plan ‘Fransız Lambert’ planı diye bilinir. Lambert’in beş tane önerisi vardı; beşinin de tersini yaptık. Bunlardan biri tarihi eserlerin korunması için kentin lineer olarak gelişmesinin önüne geçip, kenti güney platolarına taşımaktı. Maalesef bir sürü yanlışlar yapıldı ve bu yanlışlar hala devam ediyor.

TRABZON’UN DURUMU İSTANBUL’DAN FARKLI DEĞİL

Kirlenme demişken; Trabzon’da yeşil alanlara önem veriyor mu?

Kent planları hazırlanırken ehli olan insanlara yönettirilmedi. Herkes planlamaları kendi politikacılarına yönettirdi. Kentleri politikacılar yönettiğinde de genelikle büyük zararlar açılıyor. Bu noktada Trabzon’un durumu, İstanbul’un durumundan farklı değil. Trabzon hakikaten yemyeşil bir kentti ve Lambert’in projelerinin bir tanesi yeşil kuşak önerisiydi. Ama bugün Trabzon’da avuç içi kadar parklara dahi saldırıyorlar. Ne uğruna? Rant uğruna! Oysa Lambert’in önerilerini yerine getirseydik: Kenti güney platolara taşısaydık bugün bu sorunların hiç birini belki konuşmuyor olacaktık.

Peki, kültürel ve sosyal mekanların durumu nedir?

Riyam döneminde Riyamsun, bahçecik mahallesi “Kent boğar da tiyatrolar yapınız” diye emrediyor. Yani bu şehir birkaç tane tiyatroyu taa o çağlarda kaldıracak durumda ve hakikaten kültür şehridir Trabzon. Ama bunu bugün söylerken biraz sıkılıyorum.

Örneğin Mustafa Kemal, Trabzon’a iki kere geldi ve ikisinde de  sahnede oyun vardı. Gelip oyun seyrediyordu. Hatta 1924’teki gelişi için gazete kupürünü hatırlıyorum: Darul bedai’yi ziyaret ediyor, dört ciyar oyununu temaşa buyurdular diyor. Demek ki taa o zamanlar da darül bedai vardı.

Bugün ise herşeye rağmen Trabzon iyi niyetli, özverili birkaç kişinin gayretleriyle o feyz ocaklarının çok azını yaşatır durumda. Mesela musiki cemiyetleri var. Türk musikisi olsun, halk musikisi olsun, batı musikisi olsun bunlar kendilerine  bir ortam bulabiliyor. Fakat bu ortam geçmişte mislileriyle fazlaydı.

Bu durumda Trabzon yaşanabilir bir kent diyebilir miyiz?

Trabzon topoğrafyasıyla  konumuyla  çok iyi bir yerde kurulmuş. Trabzon’un yerine kimler karar verdiyse onlar çok büyük iyilik etmişler bu kente. İki tane derin vadinin arasında bir masa üzerinde kurulmuş. Trapeza- Trapezus  ordan geliyor zaten. Evvela savunma sorununu çözüyor surlarla beraber, müsataken bir kent oluyor. İki tane vadi yemyeşil pırıl pırıl o zamanlar bu vadilerde küçücük balıklar tutuğumuzu  hatırlıyorum. Bu temiz kentin yeşil alanı var. Kendine göre güzel organizasyonu var,  bir de bu mutlu mekanlar da yaşayan insanların bu mutluluğu kendi parsellerine taşıma gayreti  var. Trabzon’daki evlerin tümü bahçeli evdir. Bu bahçe o evin çocuk bahçesidir, gazinosudur, çiçek bahçesidir, hayvanlarını ürettiği yerdir. Trabzon’da bunlar gelenek halinde; mesela evlerin içinde kafesler vardır kanaryalar vardır, kırmızı balıklar vardır. Böyle cennet bahçelerini için yaşayan mutlu insanların şehri. Zaman içerisinde  biz bu şehri ışınsal bir şekil de  yayamadık dağıtamadık.

KENTİN AKCİGER KANALLARINI TIKADIK

Şehirciliğin en basit gereğidir tek merkezli halkalar halinde büyürler kentler. Biz merkeze yüklendik geliştiremedik merkezi de bu sefer yıktık  yerine bitişik nizam o bahçeli evleri binaya çevirerek suçlar işledik kötülükler yaptık. Trabzon’un karayeli vardır Allah’tan ve  hakim rüzgardır. Karayel işte bir parça dağıtır kirliliği ama esmediği anda iki vadi ve iki vadi uzantısı olan zağanos, diğer tarafa tabakhane pazaryeri civarında çok büyük bir hava kirliliği ve bu kirli havanın çökmesi söz konusu oluyor ve bu gözle bile görülüyor. Doğalgaz geçtikten sonra bu durum bir parça daha azaldı. Bu iki vadiler için taa yine beş maddelik rapor bakın ne söylemiş bize elin fransızı  diyor ki:  “Bu kanallar kentin akciğer kanallarıdır sakın tıkamayın”. Maalesef biz o akciğer kanallarını tıkadık çok katlı binalarla sahili perdeledik. O yüzden Trabzon  bir sürü sıkıntı çekiyor. Mesela sahili baştan aşağıya çok katlı binalarla perdeledik artık denizden gelecek olan esintinin içerlere girmesi söz konusu değil. O girecek ki kirli havayı dağıtsın alsın havanın temizlenmesini sağlasın fakat giremiyor. Trabzon un  lmbertten sonra ki imar planında 1968 yarışmasıdır. Mesela sahilde ki o yol da yeni bitmişti 1959 da başladı 1960 da bitti zaten. Dört yıl sonra  filancı sahile sadece iki kat öneriyor. Neden iki kat öneriyor? Çünkü perdelemek istemiyor kenti bu kadar basit bir şey.  Biz tekrar tekrar söylüyorum. Şehircilik biliminin doğrularının  tamamiyle tersini yaptık. Becerdik bunu nasıl becerdiysek ama biz yapmadık politikacılar, çıkarcılar hep birlikte el ele verip yaptı.

Kentsel dönüşüm planlarının bu tahribata neden oldunu mu düşünüyorsunuz?

Kesinlikle. Çünkü bir kenti kimlikli kent yapan onun geçmişle bağını kuran binalarıdır. Bu binalar referanstır, onlar geleceğe bir şeyler aktarır. Biz ise dönüşüm adı altında; hele ki TOKİ adı altında bu kente büyük kötülükler yapıyoruz. Aman Allahım böyle dönüşüm olmaz: dönüşüm doğruya güzele doğru olur. Çirkine, bir takım değerleri heba etme uğruna olmaz. Olursa yazık olur, yazıkta oluyor.

Bu durumdan Turizm nasıl etkileniyor?

Trabzon’un 128km sahil bandı var. Sahilin her noktasından çok yakın bir zamana kadar denize girilebiliyorduk. Pırıl pırıl kumsallardı. Şimdi bu 128km’nin hepsinin üzerine biz yol koyduk. O falezler, o körfezler, o canım koylar hepsi devre dışı bırakıldı… Hepsinin üstüne bastık geçtik. Ve yaptığımız yol da yine kentin lineer gelişmesine hizmet edecek bir yol. Yollar kentilerin omurgalarıdır. Ve biz bunu denizi doldurarak yaptık. Orada öncelikle sahili yitirdik, sahilde yaşayan Trabzonlunun ve kasabalarda yaşayan Trabzonlunun da denizden kaynaklanan yaşam kültürlerini bitirdik. Sonuç olarak buralarda yaşayanlar başka kültür yaşamaya zorlandılar. Çünkü denizleri artık yok. Balıkçılığı olabildiğine etkiledik. Karadeniz’in 200m altın zehirli denizdir, Karadenizde hayat sığ sudadır. Bütün canlılar yavrularını sığ suda bırakılar. Biz o sığ suların üzerine yol yaptık doldurarak geçtik. Şimdi sorarım; Niçin bu yıl Trabzon da hemen hemen hiç hamsi tutulmadı, hamsi 15TL’ye bulunmazken niçin Gürcistan’da, Batum’da  hamsi var? Çünkü biz bindiğimiz dalı sürekli kestik. Turizm olsun, balıkçılık olsun, yaşama kültürünün devamı için olsun, doğru şeyler hiç yapmadık, yanlışlar yaptık.  Yoksa burası daha 60’lı yılların yarısına kadar cennet bir yerdi.

SAĞLIKLI NESİLLER SAĞLIKLI MEKANLARDA YETİŞİR

Trabzon’dan çıkan kültür insanlarının, sanatçıların, yöneticilerin yoğunluğuna dikkat edin bunun sebebi acaba geçmişteki o sağlıklı ve mutlu mekanlar olabilir mi?  Bence sağlıklı nesiller sağlıklı mekanlarda yetişir. Maalesef o sağlıklı mekanların yerine biz bunları koyduk. Şimdi buraları basiretsiz, çeşitli sandalyeleri işgal eden yöneticiler ve işbirlikçileriyle birlikte bu hale getirmeye devam ediyoruz. Trabzonlununda bunda suçu var: Anası babası gibi, yeri geldiğinde sevdiğisi iddia ettiği kentine sahip çıkamadı.

Ya tarım alanları?

Daha düne kadar Trabzon köylüsünün Akçaabat, Yomra hiç fark etmez; tümünün dışardan tek bir buğday almadığını söylesem kaç kişi inanır? Kendi ihtiyacını kendi üreten, kendi ürettiği ile geçinen insanların şehriydi Trabzon. Mesela Annem de bu buğdaydan tarhanasını yapardı. Bunlar artık yok. Bugün Adana yolu kapansa Trabzon aç kalır. Maalesef zaman içerisinde Trabzon, marulunu, patatesini, domatesini herşeyini dışarıdan alan bir kent oldu.

Oysa bir dönem insanların bahçesinde üretim yapmasına devletin teşviği vardı. Bugün ise fındık bahçelerimiz bile fındıkta uygulanan politikalar nedeniyle bakımsız perişan vaziyette. Fındığı toplanmayan tarlalar var. Artık amele yevmiyesine yetmiyor fındık parası. Ama köylünün elinden 7-8 TL’ye alınan fındık marketlerde 80 TL oluyor.

Yine bizim tütün tarlalarımız var ama artık yok, sadece kivi bahçelerimiz var. Bunlar hep doğaya karşı sorumsuzluklarımızdan kaynaklanıyor.

Peki hiç mi birşey yapılamaz bu alanları kurtarmak için?

Hakikaten  geçmişinde pırıl pırıl bir mazisi var bu kentin. Yetiştirdiklerinden hala hayatta olanlar var. Ve onları örnek alarak aynı yola giren gençlerimiz de var. O nedenle çok az bir mücadele ile bir çok alanda yeni değerler üretmek söz konusu olabilir. Ama öncelikle devletin buna izin vermesi lazım. İzin derken paradan söz etmiyorum; öncü olması lazım.

Mesela 1887’de Trabzon lisesi kurulurken 10989 m2  bir arsa satın alındı. Parasını biz (halk) verdik. “Sadece arsayı bizim adımıza tescil edin ve bize okul yapma izni veriniz; hoca da istemiyoruz.” dedik. Trabzon lisesi öyle kuruldu.

O nedenle bundan çok eminim; bu kentte geçmişten gelen hala bir sanat kalıntısı, kültür terbiyesi var. Yeterki onun üzerindeki tozu temizleyelim, o zaman kendi kendini parlatmasını bilir.

DAHA FAZLA İHANETE DAYANAMAZ BU KENT

Öncelikle şunu anlamak gerek; yıkmayla bu işler olmaz. Dünyanın korumacı ülkelerinin titizliklerine bakın, ayırdıkları fonlara bakın. Hiç kuşkum yok; halkımıza örnek gösterildiğinde insanımız akıllıdır çabuk kavrar. Örneğin: Zağanos köprüsünde antik kentin girişinde köprünün kuzey yönünde dört tane bina vardı. Bu dört binaya rahmetli Necmettin Karaduman millet meclisi başkanıyken kredi  yardımı çıkardı ve bu dört evi restore etti. Hala bugün pırıl pırıl duruyor orda. Bunu gören köprünün güney yamacında insanlar ise hemen kendi evlerini  kendileri restore etmeye başladılar. O nedenle diyorum; bizim insanımız duyarlıdır. Yol gösterildiği zaman doğruyu bulur.

Rus  gazeteci Sergennisov’un dediği gibi kayalıklarda kayalar prensesinin kentidir Trabzon. Ama Trabzon’a çok geç olmadan sahip çıkılmalı, çünkü daha fazla ihanete dayanacak bir kent değil. Feryat ediyor, yoruldum, taşıyamıyorum artık diyor.

Merve Tanrıkulu

 

 

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin