Cunda’da bir fotoğraf sergisi ve çağrıştırdıkları

0
Cunda’da bir fotoğraf sergisi

Cunda’da bir vaha: Bir sanat galerisi… Little BuddhArt Galery, yöneticisi Emine Berkan’ın fotoğraf sergisi ile sezonu açıyor…

Cunda da bir galeri/bir vaha: Little BuddhArt

Bir fotoğraf sanatçısı: Emine Berkan

Bir kıyıdan bir kıyıya sanat elçisi…

Bir sergi…Geçmişten günümüze… “CİNSİYETSİM”

Nesneleri bedenleştiren ancak bedene aşık olmayan cinsiyetsiz bir sanatçı… Adresi : Fotoğraf…

“Ben cinsiyetsizim, bedene aşık değilim; ben ruh’a ilişkinim, ruha aşığım… Fotoğraflarım da bunu imlemektedir…”

Kimsesizleşmiş, yalnızlaşmış yıkıntıların arkasındaki gizin hüznünü yakalama çabasının deklanşör arkası: Emine Berkan

…. Bir gün Makri Sokak’tan  eve gidiyordum. Tam da “Harakop”un taş evinin duvarını okşayan bir bisiklet takıldı gözüme… Bisiklet önemli ancak duvarı okşayan, duvara bisikleti rapteden obje -metalik bisiklet parkı- çok dikkatimi çekmişti. Bisikletin konuşan, taşla oynaşan  heykelimsi  bir duruşu vardı… Uzun lafın kısası bisiklet  kullananı merak ettim: Birisi taşınmış bu eve; yeni biri, demek ki bisiklet aşığı… Aşık  çıktı vesselam…“Ben bedene değil ruha aşığım” diyecekti.

Cunda değişiyordu…Yeni yüzler yeni insanlar yerleşiyordu. Kim bilir kimdi bu bisikletin sahibi?

Az geçti uz geçmedi…Aşağıya iniyorum; bizim buralarda deniz kıyısına doğru gitmek eşittir aşağıya inmek demektir, hani bütün sokaklar denize iner ya…Tam da öyle… Bir de ne göreyim! Bir kadın silueti şak diye çözdü metalik bağı; atladı bisikletine çekip gitti.. Emine Berkan’dı. Öğrenecektim sonraları: “Fotoğrafa aşıktı!” Bin sözcük bir fotoğraf olamayabiliyor ammmaa…

Cunda’da bir fotoğraf sergisi

“Bir fotoğraf: Bin sözcük” çağrıştırıyor: Yapı, ayakkabı, entari. Bir kadının yüzünden damlayan hüzün, asırlara meydan okuyan bir Zeytin ağacı, hele gövdesi hele gövdesi.. Kimsesizleşmiş / yalnızlaşmış /  bina ya da insan aynı şey değil mi kimi zaman… Yıkıntıların, yüzyıldır bir el sallanmamış pencerelerin, yüzyıldır çıkılmamış inilememiş merdivenlerin, eprimiş, rengi solmuş, paramparça, gıcırdayan tahta kepenklerin ardındaki gizin hüznünü yakalama çabasıyla yanıp tutuşup dokunuyor deklanşöre…

 

Onu biraz tanıyalım mı ?

Saint Benoit Fransız lisesi mezunu.  Fotograf ve reklamcılık okudu. Fransa’da fotoğraf eğitimi aldı: Akademie Les Beaux Art- Aix- en- Provances- Uzun yıllar İstanbul’da reklam fotoğrafçılığı yaptı: Reklam Moran, Rota İnformant gibi. Artık sadece kendisi için fotoğraf çekiyor, sergiler açıyor.

“2006 senesinde İstanbul’dan Cunda’ya gelmeye karar verdim. Cunda’ya yerleşmemle İstanbul’daki Reklam fotoğrafçılığım sona ermiş, işin ticari kısmı kapanmıştı. On iki senedir  Cunda Adasındayım- iyi ki- ve sadece kendime, sergilerime fotoğraf çekmekteyim.”

Bir akşamüstü tam da gün batımı Cunda’da, deniz kıyısında bir masada demleniyoruz; Berkan’la kendiliğinden bir söyleşi… Tam da sergi arifesi…Yağmur sonrası elinle okşayacak denli ışıklı, yeşile kesmiş karşıdaki Agios Prodromos Ionanis Manastırı, Tavuk Adası. Işıktan açılınca söz  “ışık, ışık, ışık.. nereden gelirse gelsin ne olursa olsun; az olsun çok olsun ışıktır fotoğrafı fotoğraf yapan. Yunanca “φως“-fos- tan geliyor. Fos ışık değil midir?”

Karşıya bakıyor:

Görüyor.

Ne diyordu Emile Zola:”Benim fikrimce bir şeyi fotoğraflayıncaya kadar, onu gerçekten gördüğünüzü iddia edemezsiniz.”

Fotoğrafa bakışın?

“Fotoğrafı bir iletişim aracı olarak görür ve kabul ederim. 20.Yüzyılın başlarında değiştirme, biçimlendirme, yönlendirme gibi verdiği özellikler nedeniyle çağdaş sanatların görsel kesiminde  yer almaya başlamış ve kendini kabullendirmiştir.”

Fotoğraf bir materyal bir teknik bir kimyadır dersin sık sık…

“Evet evet fotoğraf bir materyaldir, bir tekniktir, bir kimyadır. İlişkisini diğer tüm sanat dallarıyla paylaşmıştır, bütünleştirmiştir. Resim, heykel, edebiyat, tiyatro, sinema bütün bu sanat dallarıyla iç içedir. Yineliyorum iletişimdir dedim evet, çünkü fotoğrafla halka inilmiş, halk ile iletişim kurulmuştur.

Gerçeği, bilinmeyeni anlatır… Bazense bir masal anlatır. Fotoğraf yaşamdan alınmış görsel karelerdir ve görsel sanatlara aittir.

Belli başlı fotoğraf tekniklerinin dışında başka teknikler de vardır fotoğrafın içinde. Makine teknikleri dışında fotoğrafçının kendi özel teknikleri de söz konusudur. Bigilerim, gözlemlerim, yaratıcılığım, iç dünyam bütün bunlar objektifimin arkasından, işin sonuna kadar benimle olan, benim kişisel tekniklerimdir. Bir dışavurum tekniğidir. Kesinlikle kolay bir yansıma değildir. O teknikte bir beyin, bir yürek, bir göz hatta bir ağız bile vardır. Bunların hepsini açarsın, içine bir dil yerleştirirsin ki içindeki izlendiği zaman konuşabilsin…”

Bilgisayar ve photoshopla da harikalar yaratıyorsun…

“Evet bütün bu tekniklere üçüncü olarak bilgisayar ve photoshop tekniklerini katmayı unutmayalım. Photoshop’u zamanımızın  eski karanlık odası olarak kabul ediyorum. Ve kesinlikle yaratıcılık açısından öğrenilmesi gerektiğine inanıyorum. Çeşitli konularda sergiler açtım. Son sergim kurgu üzerineydi. Eski viran mekanlarda çekim yapıp, daha sonra yeni bir düzenlemeyle bambaşka bir kare içinde yaşanmış bir geçmişi görüntülemekti amacım. Yunanistan’da çok ilgi çekti. Aynı sergiyi Ayvalık’ta da açmayı düşünüyorum.”

Haa tam da oraya gelecektim. Şu son katıldığın Midilli’deki “Aşk Adası” kültür festivaline… Cunda’dan bir sanatçıya Midilli’den bir festival göz kırptı…

“Bu sene Midilli’de “Island of Love” adı altında, teması “kuş ve sevgi” olan(kuş olup uçsam sevgilimin diyarına!) bir festival düzenlendi. Beni de bu festivale davet ettiler. Ve bana da Midilli Arkeoloji Müzesi’nde bir sergi düzenlediler. Bu Midilli Sanat Kültür Festivali’nde tek Türk fotoğraf sanatçısıydım. Çok ama çok ilgi gördüm. İlgi hem çalışmalarıma hem de kendime idi. Sanatçıya ve sanata verdikleri değer tartışılmaz. Başarılı bir organizasyondu. Tarafıma gösterdikleri sevgi ve saygıyı unutamayacağım.”

Bugünlerde, yenilenen galerimizde, Cunda’da bir sergi açacaksın. Önceki sabah seni makinenle “Çamlı Manastır”a doğru tırmanırken gördüm uzaktan. Fotoğraf çekmeye gittiğin bir gününü anlatsana.

“Fotoğraf çekmeye giderken, özellikle şunu ya da bunu çekeceğim diye yola koyulmam. Önüme çıkan ve ilgimi çeken her türlü şekli, rengi, mekanı ve kişiyi fotoğraflarım. Çekimler daha çok bir depolama veya arşivleme nedeni olurlar. Kullanacaklarımı daha sonra arşivlerin arasından seçip üzerlerinde çalışırım. Makinemi alıp, deklanşörün arkasına geçtiğimde kendimi dış dünyaya kapatıp kendi içime dönerek kocaman bir alan derinliği yolculuğuna çıkarım. Bazen görüp yakaladıklarıma son derece sevinir bazen de gördüklerim karşısında göz yaşı dökerim. Bu alanı derin olan yolculuklardan hiç yorulmam ve bıkmam. Bana heyecan ve mutluluk verirler…Bana kendimi verirler…”

“Siz hiç kendinize kendinizi hediye ettiniz mi?”

Cunda’da bir fotoğraf sergisi

 

Önceki gün sevgili Berkan’ın “zaman zamansızlıktır”ı imleyen sergisi Cunda’da, Lıttle BudhhArt Sanat Galerisi’nde açıldı. Atlamamamız gereken önemli nokta Sevgili Floret Desaban’ın inanılmaz katkısı… Cunda’nın yeni bir ilke, bir sanat galerine kavuşmasının biricik adı.  Emine Berkan’ın ortağı, hepimizin dostu… Sağol Floret..

Son söz büyük ustadan gelsin: “Fotoğraf gerçekliğin yansıması değil, yansımanın gerçekliğidir.” Bertold Brecht.

 

Meraklısına: Emine Berkan’ın, yıllar içinde hüznü demleyip bugüne getiren siyah beyaz ağırlıklı  fotoğraf sergisi Cunda’da, Little BuddhArt Sanat Galerisi’nde sürüyor.

Sergi Çağrışımları

Little BudhhART Sanat Galerisi Cunda’da, Plati Sokak’ta. Cumhuriyet Caddesi’nde; tam da Cumhuriyet Fırını (unutulmaz Dulbedar’ın fırını) karşısında. Berkan’ın sergisi galerinin içinde… Ben soluklanmak için dışarıdayım… Belleğimden fırlayıp geliyor geçmiş zaman portreleri, içimdeki sergiye kuruluyorlar: Dulbedar fırının sahibi, Galeride, bir zamanlar terzi, pırıl pırıl Emin Usta’yla  muhabbette… Biraz yukarıda tığıyla ve örgü şişleriyle harikalar yaratan, saçını bir fileye topuz olarak dolayan Sakize Ablam, Kesebirena Fatma Abla ile laflıyor… Kesebirena Fatma Abla esprileriyle ölüyü diriltir… Nermin Ablam’ın Balcı “ut”undan en güzel nağmeleri sızar sokağa…Biraz daha yukarıda Zeynep Teyzem en güzel dolmaları Lazın fırınına gönderir… Fatma Balcı’nın annesi, hele de babası Hüseyin Balcı amcam -ne zarif ne bonkör ne şefkatliydi- balığın en güzelini benim önüme sürer…

Bedizel Hocam’la, Bilge’nin Girit çizmelerini ayağına çekmiş dayısı, geceleri biz ders çalışırken bahçesinin lezzetli Cunda baklalarını ve simsiyah zeytinlerini bir tepside sunar önümüze; “çocuklar acıkmayın” diye… Pirinena Fatume Hanım, uzun ince boyuyla, simsiyahlara bürünmüş, bir görünür bir kaybolur en güzel bağdadi evinin kapısında… Simsiyah gizemli bir siluettir… Neşet Bey kışın ortasında denize girip çıkmış dönüyordur Pateriça’dan…

Cunda’da bir fotoğraf sergisiGündüz dalmaya gidecek, malzemeler elinde..! Kırlangıç olup uçtular şimdi… Kırlangıçlar insanlaşan nesneler misali  Emine Berkan’ın fotoğraflarında yaşıyor… Kimi zaman bağdadisi eprimiş bir yapı, kimi zaman kırık dökük bir merdiven, kimi zaman kilidi çeviremeyen paslı bir anahtar, kimi zaman bir çöp tenekesi mezarlığı… Nice yaşanmışlıkların olduğu bu sokakta bu galeriye uğramak benim için şenliktir… Çocukluğumdur…

Bu galeriye uğrayın; geçmiş zaman kokularını alacaksınız… Fotoğraf’lar sizi bu yolculuğa çıkaracak.

Mademki sergi çağrışımları Mosxonisi-Cunda-Lesvos-Midilli’ye ilişkin… Şimdi okura bir Sapho şiir seçkisi:

Sappho (İÖ 7- İ Ö 6 YY)

“Kızaran nara benzersin dalın tepesinde;

En yüksek dalında unutulmuş bir ağacın.

Hayır, unutulmuş değil yetişilememiş.”

*

“Seni neye benzetsem güzel güveyi?

En iyisi körpe bir dala benzetsem.”

*

Her şeyi geri getirirsin, akşam yıldızı;

Fecrin dağıttığı koyunları, keçileri…

Ama alır kızı anasından götürürsün.”

*

“Hoş geldin Gyrinna, benden ne kadar zaman

/uzak kaldınsa, o kadar çok sevin şimdi.”

*

“Pek de küçük görünmüştün gözüme

Hiçbir işe yaramaz sanmıştım.”

*

“Bir dağ rüzgarı nasıl allak bullak ederse

Meşeleri… içimi de öyle sarstı Eros.”

(çeviren: Azra Erhat- Orhan Veli Kanık)

***Σαπφω=Sapfo: İ.Ö 610- 580

Yazdığı şiirler Catallus şirrleri ve Dante’nin “Yeni Hayat”ına eşdeğer tutulan Antik Yunan lirik-ilk kadın- şairi

Galeri hakkında :

Ayvalık Cunda Uluslararası Sanat Çalıştayı’na 7-14 Mayıs 2017 Art Clan-  destek veren galerimiz birçok sanatçımızı sanatseverleriyle  buluşturmuştur… Anımsadıklarım: Bir kere unutulmaz “Balaban” sergisi…Mehmet Teoman, Sema Bicik, Fahri Sever, Neşet Kutluğ, Elçin Çubuk, Ayşenur Kocatopçu, Burhan Yıldırım, Reyhan Abacıoğlu, Naile Cimit/Ünal Cimit, Sahir Erdinç, Gülbin Tuncer, Cengiz Akduman, Latife Akın, Gülgün Haksal, Türkan Gündoğdular, Latife Akın, İbrahim Çiftçioğlu gibi…

Tanju İzbek / gazeteistanbul

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin