Gazetecilik mesleğine adım atan yeni mezunlar, gazete işverenleri tarafından bitmek bilmeyen deneme sürelerine tabi tutuluyor ve emeklerinin karşılığını alamıyorlar. “Stajyer” adı altında çalıştırılan gazeteci adayları, çalıştıkları gazetelerde kadroya girebilmek için uzun süre çalışmak zorunda kalıyor.
Basın alanında çalışanların ve işverenlerin haklarını korumak amacıyla yapılan ve zamanla değiştirilen çeşitli hukuki düzenlemeler var. Basın İş Kanunu ile 20 Haziran 1952 tarihli Resmi Gazete’ de yayınlanarak yürürlüğe giren 5953 Sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkındaki Kanun, 4 Ocak 1961 yılında değişikliğe uğruyor ve 212 Sayılı Basın İş Kanunu ismiyle, gazete çalışanlarının durumunu olumlu yönde etkileyen düzenlemeler getiriliyor.
212 sayılı Basın İş Kanununda yer alan 10. maddeye göre, “Mesleğe ilk intisap eden gazeteciler için tecrübe müddeti en çok üç aydır. Bu müddet içinde taraflar iş akdini ihbar müddetine ve tazminat mükellefiyetine tabi olmaksızın feshedebilirler.
Bu müddetin sonunda mukavelenin yazılı olarak yapılması mecburidir.” ifadeleriyle mesleğe yeni başlayanlar için en fazla üç aylık bir deneme süresi uygulanabildiğini anlıyoruz. Ancak, 3 ay geçtiği halde gazeteci hala çalıştırılmaya devam ediyorsa bu halde artık gazetecinin iş akdinin düzenlenmesi gerekiyor. Kanun, yeni mezunlar ve deneme süresi boyunca ücret ödenmesi hakkında detaylı içeriğe sahip değil, bazı işverenler de bu boşluktan faydalanıyor. Ne yazık ki gazetecilik, basın ve yayın gibi bölümlerden mezun olup herhangi bir gazetede çalışmak isteyen gazeteci adayları uzun deneme süreleriyle, güvencesiz, ücret almadan, “stajyer” olarak çalışmaya mecbur bırakılıyor. Yeni mezun olan ve gazetecilik yapmak isteyenler, kadroya girebilmek için birkaç yıl bu şekilde çalışmak zorunda kalabiliyor. Bu sistem, görüşü, geliri veya tirajı fark etmeksizin birçok ulusal ve yerel gazetede uygulanıyor.
Uzun süre stajyer olarak çalıştırılmak gelenek haline getirildi
Çeşitli gazetelerde çalışmış ve ulusal bir gazetede stajyer olarak çalışmaya devam eden G.K., “Ülkemizde birçok sektörde stajyer adı altında çalıştırılarak yeni mezunların emeği sömürülüyor. Bunun en acımazsız olanı ise bence basın sektöründe, stajyer olarak uzun süre çalıştırılmak gelenek haline getirildi ve tüm kurumlar bunu sonuna kadar kullanıyor. Stajyer olmaktan kaynaklı kazanılan yasal haklar da verilmiyor. Bir basın kuruluşunda iş bulabilmek umuduyla mezun olduktan sonra kapısını çaldığımız basın kuruluşlarının neredeyse tamamı uzun süre staj yapmadan kadroya geçemeyeceğimizi söylüyor ve bu sürenin ucunu açık bırakıyor. Bir buçuk iki yıl çalıştıktan sonra bile kadroya giremeyebileceğimizi söylüyorlar. Uzun süre ücretsiz ve güvencesiz çalıştıktan sonra bu sefer de ‘telifli’ denen sistem devreye giriyor. Bu ise, ağzınıza çalınan bir parmak bal oluyor. Yine güvenceniz yok, çok az miktarda para alıyorsunuz ve sömürünüz uzatılmış oluyor. Bu sıralı giden sistem, emeği, insan haklarını savunduğunu söyleyen ’emekçi dostu’ gazetelerden tutun da yandaş, havuz medyası denen basın kuruluşlarının birçoğunda uygulanıyor.” diyor ve birçok insanın yıllarca okuyup, emek verdiği, mesleği çok sevmesine rağmen bu koşullarda çalışmak mümkün olmadığı için gazetecilik dışında başka işlere yöneldiklerini vurguluyor.
G.K. , “Hala staj adı altında çalıştığım kurumda ne zaman kadroya geçeceğim belli değil. Çevremde yeni mezun gazeteci adayı arkadaşlarımın çalıştıkları ulusal basın kuruluşlarında da bu düzenin devam ettiğini görüyorum. Bunun çözümü için ise hiç kimsenin bir çabası yok. Gazeteler yazarlarına binlerce lira para verirken, yeni mezunlara asgari ücret vermek için yıllarca süründürüyor.” diyerek sözlerine son veriyor.
Havuz medyasının ne olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum
Gazetecilik Bölümü mezunu M.S. , farklı ulusal ve yerel gazetelerde çalışan ve 6 aydır staj adı altında çalıştırılıp bir anda işten çıkarılan yeni mezunlardan. Farklı zamanlarda, değişen sürelerle üniversite dönemi ve sonrasında gazetelerde stajyer olarak çalışan M.S. , bilgilendirme yapılmadan işten çıkarılmış ve iş arıyor. M.S. , “ Son çalıştığım gazetede 10 kişi stajyer olarak çalışıyorduk, bana bir sözleşme imzalatıldı. Sözleşmede gazete çalışanlarıyla aynı haklara sahip olacağıma dair ibareler yer alıyordu fakat yemek ve yol masraflarımı dahi karşılamadılar. Bir ay boyunca hiç iznim olmadı, bayramlarda dahi çalıştım. Sözleşmede staj süresi 3 ay yazmasına rağmen 6 ay staj yaptım. Havuz medyasının ne olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Stajyerden memnun değilseniz onu gönderip başka stajyer getiriyorsunuz.” sözleriyle stajyer olmanın zorluklarını dile getiriyor.
İnsan bu zorlukların içinde bunalıma giriyor
Gazetecilik mesleğini çocukluğundan beri yapmak istediğini ve şimdilerde yapılması en güç işin gazetecilik olduğunu söyleyen D.A. , üniversitede geçirdiği staj dönemini şöyle anlatıyor: “Üniversite yıllarımda eğitimimi sürdürebilmek için para kazanmam gerekiyordu. Garsonluk, çağrı merkezinde müşteri temsilciliği, mağazalarda kasiyerlik ve satış danışmanlığı, ajanslarda günübirlik hosteslik vs. gibi birçok işte çalıştım. Aynı zamanda bir yandan da gönüllü olarak bir yerlere yazdım. 3. sınıfı tamamladığımda zorunlu staj yapmam gerekiyordu. Ben de en çok istediğim gazetede güçlükle de olsa bir staj ayarladım, aylarca gidip geldim. Çoğu gazetede olduğu gibi sadece yemek param karşılanıyordu, o bile yetersizdi. Normalde staj için belli bir miktar para verilmesi gerekiyor ancak ne ben ne de benim gibi staj yapan sınıf arkadaşlarım, hiçbirimiz çalıştığımız gazetelerden para alamadık. Baktım ki aylarca çalıştığım halde hiçbir şey kazanamıyorum ve artık zor durumdayım ayrılmak zorunda kaldım.”
Mezun olduktan sonra ulusal gazetelerden birine sözde maaşlı olarak girdiğini söyleyen D.A. , “İki ay çalıştım ama orada da ne yazık ki 1 kuruş dahi alamadım. Durum böyle olunca tabii oradan da ayrıldım. Başka bir yere başvurdum ve kabul edildim. Yine para kazanamıyorum, her gün iş ilanlarına bakıyorum. Kaç tane medya kuruluşuyla görüştüm. Hepsinin cevabı aynı: ‘Biz de zor durumdayız, ücret veremeyiz ama isterseniz gelin çalışın.’ Bu meslekte haksızlığa uğrayan insanların sesi oluyorsunuz ama bir başkasının sesi olurken kendi sesinizi asla duyuramıyorsunuz. ‘Çok seviyorsanız katlanacaksınız. Biz de bu yollardan geçtik.’ diyenler var. Ancak herkesin tenceresi kapalı kaynar derler. Maalesef bazılarımız para kazanmak zorunda. Bu nedenle de hayallerinin peşinden gidemiyor.”
D.A. , geçimini sağlamak için para kazanmak zorunda olduğunu ve her gün iş ilanlarına başvuru yaptığını belirterek; daha önce çalıştığı yerler, sosyal medya hesapları vs. gibi nedenlerin çoğu zaman önüne engel olarak çıktığını ifade ediyor ve ekliyor: “Ne mesleğimi yapabiliyorum ne de başka işte çalışabiliyorum. Bir çıkmazın içinde gibi hissediyorum. İnsan bu zorlukların içinde ne yazık ki bunalıma giriyor.”
Konuyla İlgili olarak, görüşlerine yer verilmek istenen Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGS) ile iletişime geçilmiş fakat TGC’den dönüt alınamamıştır.

Kanunda yazılanlar fiiliyatta uygulanmıyor
TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş, Türkiye’de medya sektörünün her geçen gün daralan ve esnek çalışma modellerinin hayata geçirilmeye başlandığı bir sektör haline geldiğini söylüyor ve bunun başlıca sebebinin Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın medya kuruluşlarından tasfiyesi olduğunu vurguluyor. Durmuş, “Sendikanın patronlar tarafından sektörün büyük çoğunluğundan uzaklaştırılmasıyla birlikte esnek çalışma modelleri de uygulamaya konuldu. Ülkemizde yer alan Gazetecilik ve İletişim Fakültelerinden her yıl yaklaşık 2 bin öğrencimiz mezun oluyor. Bunların yüzde 90’ının sektörde iş bulma şansı olmuyor maalesef. Bulabilenler için ise uzun yıllar sürecek kölece çalışma zamanı başlıyor.” ifadeleriyle yeni mezunların çalışma şartlarının zorluğundan bahsediyor.
5953 Sayılı Basın İş Kanunu’nda mesleğe ilk girenler için üç aylık bir deneme süresinin konulduğunu belirten Durmuş, “Mevcut uygulama yıllarca ücret almadan çalışma biçiminde sürüyor. Yani kanunda yazılanlar fiiliyatta uygulanmıyor. Bunun nedeni medya sektörüne ilişkin denetlemelerin azlığıdır. Artık gazetecilik herkesin yapabileceği bir meslek olmaktan öte birkaç yıl kendisini finanse edecek yakınları bulunan kişilerin yapabileceği bir meslek grubu haline geldi. Bu tablonun değişmesi kanunların yeniden yazılmasıyla olamayacak maalesef. Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın sektörde yeniden etkili hale getirilmesiyle bu sorun ancak çözülebilir. Çünkü yerinde ve sürekli bir denetim mekanizmasıdır sendika.” diyerek sözlerini noktalıyor.
Neslihan Solmaz

























