“Yeni şeyler keşfetmekten büyük keyif alıyorum”

Bir tarafta dinleyeni Karadeniz’in Yaylalarına götüren tulum bir tarafta bu tuluma nefesiyle hayat veren sevgili müzisyen Filiz İlkay. 

Filiz hanım kimsiniz?

Rize pazarlıyım ve 5 yaşından beri İstanbul’ da yaşıyorum. Ayrıca İstanbul Üniversitesinde okudum ve daha sonra da yüksek lisansımı tamamladım. Yabancı dil eğitimi almış, müfettişlikleri kazanmış  fakat  mülakatta elenen biri olarak bir türlü memur olamamış biriyim. Hasbel kadar tulum çaldım sonrasında zaten kendimi  sahnede buldum.

Tuluma olan ilginiz nereden kaynaklanıyor?

Öncelikle yöremin enstrümanı ve enstrümanlara olan merakım diyebilirim. Aslında ben tulumu özellikle seçmedim. Zaten ilk  enstrümanım ud olmuştu. Zamanla hem  yalnız bir enstrüman olması hem de yöremin enstrümanı olması beni ona yönlendirdi sanırım.

Karadeniz müziğinin geldiği nokta hakkında ne düşünüyorsunuz?

Olumlu bir gelişim gösterdini düşünüyorum. İnsanlar buna emek harcıyor. Albüm yapmanın hem maddi hemde manevi zorlukları var. Bebeğiniz gibi olması ve gençlerin bu işler karşı kafa yorması Karadeniz müziğinin keşfedilmesi için çok iyi bir durum. Rekabet müziğin farklık araştırmalara girmesine sebep oluyor. Aksi durumda kendimizi tekrara düşürebiliyoruz. Mesela bende dar bir nota aralığında sound olarak otantikliğine bağlı yeniliklere açık biriyim.

Ya Karadeniz müzisyenleri hakkında?

Hepsini beğenerek takip diyorum. Herkes elinden geleni yapmaya çalışıyor. Genel kanının aksine bence çokta yozlaşma yok. Aksine birbirini tetikleme var. Tulum içinde bu geçerli. Bence ne kadar çok kişi olursak o kadar çok enstrüman anlamında ustalar yetişir. Özellikle enstrüman çalan ustalar yeni yetişen müzisyenleri de etkiliyor. Böyle olunca da enstrüman çalan ustalar artıyor. Bu nedenle olaya asla kişisel bakmamalıyız. Çünkü bu durumların hepsi bize yansıyor. Karadeniz müziğinin bu kadar geniş kitlelere ulaşması bu kişiler vasıtasıyla oluyor. Ben 10 yıldır tulum çalıyorum ve bu süreçte çok güzel gelişmeler oldu. Örneğin:  Tulumun makam aralığı uşaktır. Fakat yeni kuşak  genç nesil tulumcular çıkınca; bunlardan bir tanesi  Baykan Bayraktutan.  Ben dedimki; biz Hicaz makamında tulum yapabilir miyiz? Oda yaparım dedi.  Ve yaptı. Bir nota daha ekledi.  Hicaz makamında artık tulum var. Çayeli’nden öteye, Divane aşık gibi hicaz makamı türküleri çalabileceğiz. O nedenle çok güzle gelişmeler oluyor diyorum. Bu sayede ilk hicaz makamı tuluma sahibim ( gülüyor) ve artık farklı bir iş ile ilgilenmiyorum. Sadece müzik yapıyorum.

Aynı zamanda belgesel çekiyorsunuz değil mi?

Bilirsiniz biz Karadeniz müzisyenleri derleme yapmayı severiz. Bende yeni şeyler keşfetmekten büyük keyif alıyorum. En azından bu enstrümana katkıda bulunmak; bizden öncekiler neler yapmış araştırmak istiyorum. Bunu kendime bir görev edindim.

Çünkü bu tulum sayesinde birçok ülke gördüm ve festivale katıldım.Aslında bunu bir vefa borcu olarakta görüyorum.Mesela Yusufeli’nde tulum olduğu bilinmezdi ve ben Yusufeli’ni  baz aldım. Oradan değişik horonlar derledim.Mesela bir tanesi  titreme horonu,adam horonu da deniliyor. Bu araştırmaları yaparken de ben bu yaşlı insanları neden çekmiyorum dedim. Belgesellerimi böyle çektim.Çok ilginçtir; doğu Beyazıt ve Ağrı’da da tulum var,  kendi halaylarını tulum ile oynuyorlar, Gümüşhane’de tulum var. Buralara da gidip görüp kayda almak ve belgesel yapmak istiyorum. Öte yandan hiç bir kurumdan destek almadığım, kendi imkanlarım doğrultusunda bu projeleri yapmaya çalıştığım için bu biraz vakit alabiliyor.

Biraz albümlerinizden bahsedebilir misiniz?

Tulum ile Anadolu albümüm var. Neden  ülkemin müziklerini yurt dışına tanıtmayayım ki dedim ve 7 bölgemizden seçtiğim türkülerden bu albümü yaptım. Elazığ olsun,  Afyon olsun, Rize bölgesi olsun hepsine bu albümde yer var.  Bir de 2011 yılında sevgili Birol Topaloğlu ile yaptığımız Vişne albümüm var ki zaten o benim ilk serüvenim.  Esas ilk albümüm odur. 3. Albümüm Ho Neni ise yakında geliyor.

Gelecekle ile ilgili başka planlarınız var mı?

Kabul etmek gerekirse bazı  şeyler spontane gelişiyor hayatımızda, bazı şeyler de planlı oluyor.  Geçen bir etkinliğe katıldım.  Bir ilkokulda  seminer verdim.  Çocuklardan  gelen sorular çok ilginçti. Mesela bir tanesi neden etek giymedin diye sordu.Maalesef bu tulumun henüz yeterince üne kovuşmadığını gösterdi. İskoçlar gayda çaldığından bizimle özdeşleştiriyorlar ama tulumun klavyesi bakımından çokta yakın değiliz. Biz daha çok Balkanlar, Araplar, Kuzey Afrika ve İran’daki komşularımız ile,  Gürcistan’daki tulumlar ile benzeşiyoruz.  İskoçların ki daha farklı; hava tazikli enstrümanlar olarak hepsi bizim ailede ama esas tuluma çok yakın olanlar yukarıda saydığım ülkelerde.

Öte yandan çocuklardan bir tanesi “erkekler de tulum çalıyor mu?” Diye sordu. Bir soru da “yabancı dil biliyor musun?” oldu. Tulum çalarken ne hissettiğimde en çok merak edilenler arasındaydı. Bu soruları soranlar henüz ilkokul  öğrencileri. O nedenle çok ümitliyim. Bu gençlerin desteği ile üstüne kata kata enstrümanımız gelişecek ve evrensel anlamda düetler yapacağızdır.  Planlarıma ve hedeflerime gelince yurt dışındaki müzisyenlerle daha çok iletişim halinde olmak,  düetler, ortak albümler yapmak istiyorum.  Her dilden tulumla türküler çalmak istiyorum. Burada asıl amacım tulumu saz gibi evlerin duvarlarına astırmak.

Peki yeni çıkacak albümün formatı nedir ? 

Bu albümde 7 parça var fakat bir parçanın  iki versyonu var. Clap müzik yaptım dans müziği  Ho Neni’yi aslında Yusufeli’nden derlediğim bir türkü den esinlenerek yaptım. Bir tane doğa için, Karadeniz insanının doğasına sahip çıkmak istemesi, mücadeleci  ruhundan esinlenerek yaptığım bir eser var, yine oda dans müziği tarzında haricinde iki tane slov bestem ve yine yöreden ve arkadaşlarımdan aldığım iki tane de beste  var.  Yeni projemiz de böyle. Bu bağlamda yanımda  olan herkese çok teşekkür ediyorum.

KaydetKaydet

KaydetKaydet

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin