Virginia Woolf-Denize Doğru

0
Virginia Woolf-Denize Doğru

28.03.1941 yılında, bu gününün tam yetmiş altı yıl öncesinde, ceketinin cebine taşlar doldurup, evinin yakınındaki Ouse Nehri’nin sularında yitip gittiğinde elli dokuz yaşındaydı Virginia Woolf


“En sevdiğim,

Yine delirecekmişim; bu korkunç günleri atlatamayacakmışız gibi hissediyorum. Ve sanki giden zamanı geri çeviremeyeceğim. Sesler duymaya başlıyorum ve dikkatimi toplayamıyorum. Bu yüzden yapmam gereken şeyi yapıyorum.

Virginia Woolf-Denize Doğru Bana verebileceğin en büyük mutluluğu verdin. Kimsenin yapamayacağı şeyleri yaptın. İki insanın birlikte daha mutlu olabileceğini sanmıyorum. Ben artık savaşamayacağım. Biliyorum, senin hayatını mahvediyorum, bensiz daha mutlu olacaksın. Görüyorsun bu mektubu bile doğru düzgün yazamıyorum. Okuyamıyorum. Hayatımdaki bütün mutluluğu sana borçlu olduğumu söylemek isterim. Bana karşı inanılmaz sabırlısın ve iyisin.

Şunu söylemek istiyorum -aslında bunu herkes biliyor- eğer biri beni bu durumdan kurtarabilecek olsa bu sen olurdun. Her şey beni terk edip gitti ama senin iyiliğin hep benimle kaldı. Artık senin hayatını mahvetmeyeceğim. Kimse, seninle mutlu olduğumuz kadar mutlu olamazdı.

V.”

28.03.1941 yılında, bu gününün tam yetmiş altı yıl öncesinde, ceketinin cebine taşlar doldurup, evinin yakınındaki Ouse Nehri’nin sularında yitip gittiğinde elli dokuz yaşındaydı Virginia Woolf. Eşi Leonard, onun bastonunu Southease Köprüsü yakınlarındaki sahil şeridinde buldu ve üç hafta sonra da ırmağın karşı kıyısında cansız bedeni gün yüzündeydi.  Yakınlarındaki karaağaçlardan birinin altına gömüldüğünde tarih 21 Nisan’dı.

Ardında dokuz roman, öykü derlemeleri, birçok deneme ve kendi el yazısıyla büyük mektup kâğıtlarına yazdığı ve sonradan ciltlediği yirmi altı defterlik günceleri bıraktı. Kimdi bu kendini sulara bırakmayı seçen kadın? En başta İngiliz Edebiyatı’nın, sıra dışı ve ince duyarlıkların güçlü kalemiydi.

1882 yılında, Victoria Çağı tanınmış yazarlarından Sir Leslie Stephen’in ve güzel, duyarlı bir kadın olan Julia Duckworth ‘in kızı olarak dünyaya gelir Virigina Woolf. Anne ve babasının ikinci evlilikleri olduğundan hem anne, hem baba tarafından üvey kardeşleri dışında beş kardeştirler. Woolf henüz 13 yaşındayken, annesi ağır bir grip sonucu vefat ettiğinde ilk derin kırılmasını yaşar. “Kadınsak geçmişi annelerimiz dolayımıyla hatırlarız. Bu kadın bu günkü kişiliğinizde iz bırakmıştır.” Bu sözler, yazarlık yaşamında ve ürettiği yapıtlarında açık ya da dolaylı olarak annesinden izler taşıyan, kendisinin tanımıdır bir bakıma. Erken yaşındaki bu acı yitimin ardından iki yıl sonra kız kardeşi Stella’nın ölümü Woolf için annesini ikinci kez kaybediştir. Yirmi dört yaşına geldiğinde, kardeşi Thoby’i de birlikte gittikleri Yunanistan seyahatinde yakalandığı Tifo’dan kaybeder.

Ölüm acılarının sancıları, yaşamında nöbetler halinde gelen savrulmalara neden olacaktır. Kırılma anları, şiddetli baş ağrılarıyla başlayan nöbetler ve korkunç sesler duyarak kendini gösterir ve birkaç kez yinelenen intihar girişimleri olur.

Karmaşık bir aşk yaşamı olan Woolf 1912’de Leonard Woolf ile evlenir ve yaşamlarını Londra’da sürdürürler. Ancak yazarın henüz altı-yedi yaşındayken, yetişkin bir delikanlı olan üvey kardeşi tarafından cinsel tacizlere uğraması, onun ileriki yıllarda eşi ve diğer erkeklere karşı hissettiği soğukluğun bir nedeni olacaktır. Dönem dönem yaşadığı nöbetler ve diğer sorunlara karşın Leonard Woolf’u, güzel bir dostluğa dönüştürdükleri ilişkileriyle, yazdıklarının en önemli eleştirmeni haline getirir. Onu hiçbir zaman yönlendirmeye kalkmayan eşinin yargıları yazar için çok önemlidir ve evlerinin bir bölümünde kurdukları matbaada kitaplarını bastırabildiği için yapıtlarını yayımlatma sıkıntısı da çekmez.

25 Ekim 1920 tarihli güncesinde, “Niçin hayat böyle trajik? Neden böylesine bir uçurumun üzerindeki daracık bir kaldırım gibi. Aşağı bakıyorum; başım dönüyor, sonuna kadar nasıl yürüyeceğim bilemiyorum.” Diye yazar Virginia Woolf. Romanları böylesi gelgitlerle dolu yaşamında ortaya çıkar. Örneğin 1925’de “Mrs. Dalloway”i bitirip “Deniz Feneri”ne başlamak üzereyken de bir nöbet geçirir ve yaşamı boyunca dinginlik uzak kalır ondan. Tüm bunlara ek olarak bir de savaşın acılarına, yıkımına tanık olmak, ruhundaki yaraları daha de derinleştirir.

Her şeye karşın Virginia Woolf yazdıklarıyla hâlâ bugünün yazarı. O, 19.yüzyılın İngiltere’sinde, kadınlarla erkekler arasındaki eğitim eşitsizliğinin var olduğu dönemde; erkek kardeşlerinin İngiltere’nin en iyi üniversitelerinde öğretim görmesine karşın, kendisini babasının geniş kitaplığında, yoksunluklarının farkında olarak eğiten bir dahi yazar.

O, henüz elli dokuz yaşındaydı ve özellikle “Deniz Feneri” ve “Dalgalar” romanlarındaki “Anne” imgesi olan “Deniz”in sularında yitti…

Neslihan Karaalioğlu Alpagut / gazeteistanbul

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin