Site icon Gazete İstanbul

“Trabzon’un üzerinde ölü toprağı var”

Trabzon eski Belediye Başkan yardımcısı Gürsel Gençsoy ile yıllar içerisinde değişen Trabzon ve Trabzon’un sorunları hakkında söyleştik. 

Gençsoy: “Trabzon’un üzerinde ölü toprağı var ve ölü toprağının altında da yobaz kafalar var. Yüzyıllarca papayı öldürenin hangi kentten olduğunu hiç sormadık. Fakat burada bir papazı vuranın Trabzon’lu oluşu sonra gidip İstanbul’da bir gazeteciyi öldürmesi bu kent üzerinde kara bulutlar oluşturdu. Maalesef bunu hala dağıtamadık” dedi. 

Gençsoy’un Trabzon hakkında sorularımıza verdiği cevaplar şöyle: 

Trabzon’daki kirlenme ve bozulmanın kaynağı nedir?

Hem merkezi yönetimin hemde yerel yönetimin pasif ve acemi davranmasının bu bozulmaları meydana getirdiğini düşünüyorum. Benim belediyecilik dönemim de Trabzon’u Tarihi Kentler Birliğine yazdırdık. Bu birliğin belli kentlerde toplantıları olurdu. Bir keresinde sonra ki toplantıyı Trabzon’da yapalım dedim. O dönem Mimarlar Odası Eski Başkanı Prof. Dr Metin Sözen bu kuruluşun onursal başkanıydı. Metin Sözen: “Neden Trabzon?” dedi. Bende: “Sümelamız var, Ayasofya var, Atatürk köşkümüz var.” dedim. Tarihi yerleri bir bir saydım. O da dedi ki; tamam şu anda nerdeyiz, Sivas’tayız; Peki Sivas’ta ne var? “Selçuklu medeniyeti var” dedi. Sonra ekledi: “Trabzon’da sizin elinizdeki bütün tarihi eserler Rum ve Bizanstan kalan eserler ve siz onları bile koruyamıyorsunuz, yıka yıka gidiyorsunuz. Şimdi elinde 3-4 tane yapı var, gelip onlara mı zirve yapalım?”

Dedikleri doğruya doğruydu. Dışarıdaki insanlar bu yüzden Trabzon’luların barbar olduğunu düşünüyor. Mesela bu oturduğumuz Sanat evini Ensar Vakfı olmak üzere bir çok yer istiyor. Ve kısa zamanda burayı kapatacaklar. Çağdaş Yazarlar Derneği olarak geçen sene burayı zor şer ayakta tuttuk. Şimdi bir restorasyon planladılar; bize terk edin diyorlar, sonrasında burayı bir yandaşa verecekler.

KİLİSELERİ CAMİ, CAMİLERİ YIKIP YOL YAPTIK

Örneğin bu kentte turizmin tütsek bacası Sümela’yı 3 yıl kapattılar, Ayasofya kiliseni cami yaptılar. Gelen gülüyor: “İçine perde çekmişsin orada namaz kılıyorsunuz” diyor. Yahu arkadaş; 1461’de Fatih burayı feth ettiğinde camiye çevirmemiş, tüm mabetler açık kalmış, havralar kiliseler açık kalmış. Şimdi sen Yeni Cuma’daki kiliseyi camiye çeviriyorsun. Bu barbarlık değilde nedir? Sonra bir müsteşar yardımcısı çıkıp: “Fatih’in Ayasofya  ile ilgili vasiyetini yerine getirin” diyor. Oysa Fatih’in Ayasofya ile ilgili vasiyeti İstanbul’daki Ayasofya. Yahu bunu nasıl söyler? Heleki; sahil yolu davasına birçok tarihi eserimizi, camimizi kırmış geçmişken. Kim inkar edebilir? Camileri yıkıp, yol yaptık. Örneğin: Tanjant yolunun üstündeki camiyi yıktık. Sonra Trabzon’un huzurunda “yol yaptık” diyorlar.

Ya yeşil alanlar?

Bir süre öncesine kadar Trabzon en fazla yeşile illerden biriydi. Trabzon’da 9 sene çevre meclisi temsilciliği yaptım. Trabzon’daki çevre mühendislerinin verdiği rapora göre, dünya standartları 5-8 arasında iken Trabzon’da kişi başına düşen m2 yeşil alan 3’tü; buna orta refüjdeki alanda dahil. 54-56’lı yıllarda ön bahçe mesafelerini kaldırdılar arka bahçe mesafesi diye birşey tutturdular, sonra onu da kaldırdılar bitişik nizam diye bir imar sistemine geçtiler. Bu yüzden bahçe mesafesi diye bir şey kalmadı. Bu da yeşili yok etti. Birkaç ağaç var onları kurtarmak için çok mücadele ettim, fakat onlarıda muhakkak birgün keseceklerdir.

Peki tarım alanlarının imara açılması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yani bu konuda Yayla Turizmi Davası yapıldı: Yeşil yol Samsun’dan başlayıp Artvin’e kadar giden yayla yollarını birleştiren ve yayla turizmi ile beraber güya tarım arazilerinin daha da değerleneceğini düşünen bir zihniyet ile karşı karşıyayız. Ama oralara  ne kadar yol yaparsan o kadar  sıkıntı olur. Çünkü imara açmış olursun, tarım alanına açmış olmazsın. Trabzon’da tarım yok, tarımı bitirdiler. Mesela burada en büyük gelir Akçaabat yöresinde tütündü, merkez de fındıktı, Of Çaykara’da çaydı ama tütünü bir kere büyük  kartellerin eline bıraktılar. artık kimse bende dahil olmak üzere Bafra, Samsun, 2000 sigarası içmiyor. Herkes Amerikan sigaralarına döndü. Bu bir deniz aşırı ülkelerin planıydı ve bunu güzel uyguladılar. Fındık ise, 2004-2005’te fındığın kilosu 7 liraydı şimdi hala 7 lira aradan 15 sene geçmiş hiçbir şey değişmemiş. Fiskobirliği mahvettiler. Birlik denince zaten sıkıntı oluyor. Yani birlik olunca biraz şey oluyor… şimdi çayda var bir plan, büyük ihtimalle Çaykur’u da özelleştirecekler. Zaten şeker fabrikalarından başladılar 14 tane şeker fabrikasını özelleştiriyorlar. Sıra Çaykur’a geliyor. Zaten eğer darbe olmasaydı Farklı ülkelere vereceklerini söylemişlerdi. Tarım alanları ufak ufak gidiyor. Köylü hala ufak tarım yapıyor lahanasını prasasını, fasülyesini  ufak tarlasında yapıyor ama bunu ticarete döndürecek bir şey yok. Hayvancılık zaten yok Trabzon’da. Öte yandan balıkçılıkta bitiyor. Önceden  Trabzon’a gelenler Ziganaya çıkar et yerlerdi sahile iner balık yerlerdi. Şimdi  ise enteresan olarak dağa çıkıp balık yiyoruz aşağı inip Akçaabat köfte yiyoruz.

Bu durum havayı nasıl etkiliyor?

Tabi ki büyük sıkıntılara neden oluyor. Mesela Çevre Bakanlığı’nın meydanda Sulu Han’ın çatısına monte ettirdiği  bir hava ölçüm cihazı vardı. Onu hemen apar topar kaldırdılar. O yok artık. O, kentte ki hava kirliliğini gösteriyordu. Neden kaldırtılar? Çünkü Trabzon’da resmen bir kömür faciası yaşanıyor. Öte yandan sorun sadece hava kirliliği değil,, çevreye duyarlı bir zihniyet yok Trabzon’da. Son zamanlar da sanatla, kültürle ilgili ciddi sorunlarımız var, tamamen duyarsız bir toplum haline geldik. Çok kötü bir tablo çiziyorum ama gerçekler bunlar. HES’ler zaten zaman ayarlı bomba! Yıllarca Çamlı Hemşin- Fırtına vadisinde uğraşmıştım. Oraların kurtarılmasıyla ilgili mahkeme safalarını çok iyi biliyorum. Böyle saçmalık olmaz fırtına vadisi Ovit’ten başlayıp aşağı inen o vadinin üzerinde 8 tane HES yaptılar, bu sayı sonra 18’e çıktı. Tamam, hiç yapılmamalı demiyorum; Ama HES’ler bir iki taneyle sınırlandırılmalıydı.

O vadide alabalık var, deniz alası var ve o deniz alası bir Kanada’da var bir de Türkiye’de var. Bu balık Ovit dağından geliyor, aşağı iniyor Pazar’ın ordan geliyor, Fırtına vadisinden geliyor,  burnunu tuzlu suya vuruyor ve ordan yukarıya  atlaya atlaya geldiği yere gidiyor. Böyle bir alabalık varken 10 küsür tane HES yaptılar ve maalesef Trabzon’un her tarafında aynı şey oldu. HES yapılacak diye insanlar dosyalarını sattılar ve 1 milyon dolara devrettiler. Şimdi dereler  akmıyor yağmur ya da kar da yok, ne olacak? Kimse bilmiyor. Ürettiğin zaten yok.

Halk toplantısın da Çamlı Hemşin’de yaşlı bir teyze dedi ki ya burdan üretilen elektriği bize vereceklerini söylüyorlar. Bize ucuza satacaklarmış. Yani dedi bizden alacağınız dereyle üreteceğiniz elektriği bize satacaklar. Dışardan almayacağız da, biz istemiyoruz. Biz idare lambasıyla da otururuz. Bunların elektiriğini istemiyoruz yeter ki bu suyu bu doğayı rahat bıraksınlar. Meğersem yıllar önce karayollarının Çamlı Hemşin’e giden yola asvalt dökerken aynı teyze kepçenin önünde durmuş yapmayın biz yol istemiyoruz, biz yürüme de gider geliriz demiş. Ama böyle bilinçli bir halk yok. Bazı oda başkanları da çıkıyor dere akar Karadenizli bakar diye, çok güzel de bir atasözü söyler yani. Bu sene dere akmıyor baksın bakalım.

“Kültür ile ciddi sorunlarımız var” demişken, sizce Trabzon’da sanata sahip çıkılıyor mu?

Bir kültür sanat şehri olarak ünlenen Trabzon’da hala bazı insanların sanata sahip çıktığına inanıyorum. Ama bunları sayısı çok az, onlar da hep dışarıda. Kent insanı, şu bir kovanın içine su koyup altı yakılıp kurbağayı da içine koyup, yavaş yavaş ısıtıyorlar ya,o ısındığını anlamıyor.Trabzon’da tam olarak böyle, ısındığını fark etmiyor bizde o kurbağa gibiyiz.  Altımızdan ısıtıyorlar biz fark etmiyoruz. Ama dışarda ki anlıyor. Onların da Trabzon’luyu uyarmasıyla ufak tefek de olsa iyileşmeler oluyor. Mesela  Avni Aker Stadyum’unu yıktılar; İtalya’dan bir örnek vereceğim: Milano Stadum’u var. Hakikaten eskiden arenaların yapıldığı bir Stadyumdu. Onu adamlar korumuşlar futbol mabedi diye, farklı bir statü ile bütün içini odalarla, restoranlarla, kokteyl alanları, barlar yaparak şehir için çok güzel bir alana çevirdiler. Tam ortasında hali saha yapmışlar. Gece bir kokteyle gitmiştim; oraya sahaya çıkan futbolcuya o Milano zamanındaki ambiansı veriyorlar. Sen formanı giyip sahaya çıkıyorsun, topunu oynuyorsun ama zannediyorsun ki şampiyona milanın sahasındasın. Bunu ben defalarca yazdım, Avni Aker’i yıkmayın dedim. Çünkü 6-7 sezon Trabzon şampiyonluğu gördü o stadyum. Geçen yine bir toplantı yapıldı. Soruyorlar ki buraya ne yapalım söz hakkı bana gelince dedim ki bunu bize şimdi ne yapalım diye mi soruyorsunuz?  Stadı yıkarken bir projeniz olmadan mı yıktınız? Neden halka bir danışmadınız ? Amsterdam belediyesi Hollanda da bütün halkına bir anket kağıdı gönderdi Amsterdam’ın içinde bir tren yolu var bu tren yolunun şurdan geçen yolunun çiziyor onu kağıtta, alttan bir alt geçit yapacağım bu alt geçitte ne yapmamı istersiniz. Ve bu projeyi  7 yıl sonra hayata geçireceğim diyor. Çocuklara, gençlere, yaşlılara soruyor. Siz ise stadyumu yıkıyorsunuz hiçbir plan projeniz yok. Şimdi bize soruyorsunuz. Ben yıkmayın diyeceğim size ondan mı korktunuz? Bu yüzden mi önce yıkıp sonra soruyorsunuz? Peki dedim burada toplanan kültür sanat insanlarını koyalım bir tarafa bakalım orada yaptıklarınız ile uyuşacak mı yaptıklarınız. Yine kendinize doğru geleni yapacaksınız. Fuzuli yere bize neden soruyorsunuz dedim. Yani kısaca yerel yönetimlerin maalesef böyle sorunları var.

İşte burada sivil toplumlar güçlü olması lazım. Sivil toplum  güçlü olursa elini kolunu bağlar.  Bu kent konseyleri var dünya çapında yapılan bir program yerel yönetimler ağı diye, Bursa’da ki bir toplantısına katılmıştım. Bir kız çocuğu  çıktı. Dedi ki; ben şunu anlıyorum bu kent konseylerinden,  kadınlar meclisi, çocuklar meclisi, engelliler meclisi falan yapıyorlar.  Bursa, Antalya bu konseylerin öncüsü çok gelişmiş meclisler var İzmir bu konuda çok güçlü. Orada bir kız çocuğu çıkıp şunu söylemişti ben yönetmek değil, ben yönetilmek de değil ben benim hakkımda verilen kararlara katılmak istiyorum.  Bu işin özü de,aslında bu. Bu  yüzden sivil toplumun çok güçlü olması lazım. Benden sonra ki dönem de  CHP’yi de eleştirmiştim. Mensubu olduğum parti de bana çok kızmıştı hatta küfredenler bile vardı. Dedim yahu belediye meclisinin ilk 10 unda 7 tane inşaat mühendisi var. Niye ya?  Belediye meclis üyesi olacaksınız imar komisyonuna gireceksiniz buradan bir türlü rant kavgası var. Benim kafamda bu var niye 1 tane avukat yok, elektrik, makine mühendisi niye yok esnaf niye yok bu 7’nin arasında yahu ilk 10Wun 7Wsi inşaat mühendisi bunlar niye burada anlatın bana. Kalktı  CHP il örgütü beni protesto etti. Ne yaparsa yapsın önemli değil. Siz halkın tüm katmanlarını temsil edebilecek bir şeyde değilsiniz o zaman. 5 kişi kazandı 3’ü inşaat mühendisi böyle bir afaki şey. İnsanın kendini temsil edeceği yerler olmalı bunun da en güzel yeri kent meclisleridir. Bu meclisler de kentin çalışma gurupları onun meslek gruplarından olması gerekir.

Çevre yolu Trabzon’un çevresini nasıl etkiliyor?

Çevre meclisi sekreterliği yaptığım dönemde; bir şehir planlamacılar odasının bize sunduğu bir rapor vardı. Raporun birinci sayfasında şunu yazmışlardı: “Trabzon’un kurtuluşu 24 Şubat değil, güney çevre yoludur.” 22 yıl  önce hazırlanan bu rapor bence hala geçerli! 22 yıldır Trabzon’un önünde bir çevre yolu davası var; ama bunu yapmaktan öte, sahile dolgu yaparak, denizin florasıyla oynayarak denize de, Trabzon’a da kötülük yapıyoruz. Şimdi bunun propagandasını yapıyorlar. “Yol yaptık” diyorlar. Tamam yol yaptılar; ama şu sahile  yapılan yolla neleri kaybettik düşünmüyorlar. Bu kente en büyük kötülüğü “yol yaptık” diyenler yapıyor.

“DENİZ YÜZÜMÜZE TÜKÜRDÜ”

Örneğin ben Ganita’da doğdum, büyüdüm. Ayağımı denize sokarak büyüyen mutlu çocuklardan biriyim. Fakat bizim çocuklarımız yüzmeyi havuzlarda öğreniyor. Oysa bir keresinde deniz taşması olmuştu. Büyük dalgalar olmuştu, o zamanlar çöplük Çamburnu’undaydı. O zamanlar çöpler moloza dökülüyordu.Bir gece uyandık; deniz kabarmış bütün çöpleri Trabzon’a fırlatmıştı. O zamanlar üniversite de bir hocam: “Deniz yüzümüze tükürdü” demişti. Bizde onu burada yerel bir gazetede haberleştirmiştik. Hakikaten de öyle! Çünkü Denizi doldurarak yapılan bir uygulama dünyanın hiç  bir tarafında yok. Biraz ukalalık olacak ama Avrupa’nın çoğu yerlerini görmüş insanım; Örneğin İspanya’da Malaga’da kıyısı var, 170km Torres Meros kıyısı var, yan yana iki otele arabayla 1,5 saatte gidiliyor, hemde 5 yıldızlı oteller bunlar. Nedeni ise sahilde yol olmamasından kaynaklı, insanlar dağları dolaşıp gidiyor. Yürüme gitseniz  daha yakın ama sahilleri korumuşlar. Bu nedenle İspanya turizmin cenneti. Bizde ise sahili yok etmek için elimizden geleni yapıyoruz.

Bu durum turizmi nasıl etkiliyor?

Kötü etkiliyor tabiki. Şu an tüten bacası kalmadığı için Trabzon esnaf kendi, memur kenti oldu. Geçmişteki kültürel, sosyal zenginliğini kaybetti.Hızlı bir şekilde yeninden turizm kendine döndürmesi lazım. Ama maalesef Sümela kapalı, Ayasofya’yı perdeler ile kapatıp cami yapmışlar, oysa etrafında üç tane cami var. Böyle enteresan bir kentte yaşıyoruz. Tarihi mekanları patır patır yıkıp döküyoruz. Geçmişimize sahip çıkmıyoruz. Bu şartlarda Trabzon’u nasıl tekrar turizm kendi yapacağız bilmiyorum.

Maalesef Trabzon eskiden Avrupa’dan akın akın gelen turistlerle ayakta dururdu. Şimdi ise oteller Arap tröstlerle yetinmek durumunda kalıyor. Parsel parsel Araplara veriliyor trabzon. Yıllarca burada İskender paşanın muhtarlığını yaptım. Buradaki otelleri biliyorum. Mesela benim muhtar olduğum İskender paşa mahallesinde 32 tane otel var. Evler boşaltılıp otel yapılıyor. Peki Ortadoğu’dan gelen turist  ne yapıyor? Deniz kıyısına gidiyor; ama senin hiçbir tarihi yerini gezmiyor.

Bu yüzden mi tarihi yerlere önem verilmiyor?

Kesinlikle, çünkü bugün Avrupa’ya açılan bir kapımız yok. Araplarda bir kapı bulmuşsuz; her yere onlar için mantar gibi otel yapıyoruz. Haliyle Trabzon’da turizme hizmet edecek bir tarihi kalıntıda kalmıyor, kalmayınca Avrupalı turist gelmiyor. İnsanlar buradan kaçmaya başlıyor.

Hrant Dink’in Trabzonlu biri tarafından öldürülmesi bu kente bakışı nasıl etkiledi?

Şunu öncelikle kabul edelim; Trabzon’un üzerinde ölü toprağı var ve ölü toprağının altında da yobaz kafalar var. Yüzyıllarca papayı öldürenin hangi kentten olduğunu hiç sormadık. Fakat burada bir papazı vuranın Trabzon’lu oluşu sonra gidip İstanbul’da bir gazeteciyi öldürmesi bu kent üzerinde kara bulutlar oluşturdu. Maalesef bunu hala dağıtamadık.

Hrant Dink öldürüldüğünde Trabzon’da yerel yöneticiydim. Trabzon’da partilerin il başkanları, baro ve kentin önde gelenlerinden oluşan grup kurduk. 8-10 kişi Trabzon’dan kalktık Hrant Dink’in cenazesine katıldık. Hatta defnedildiği akşam Bakırköy’de evlerine gittik. Taziyede bulunduk. Döndüğümüzde burada bir gazete “Biz Ermeniyiz diyerek yürüdüler”  diye manşet attı. Ve pankartların altına bizim fotoğraflarımızı koydu. Demek istediğim; Trabzon’da yerel medya da Trabzon’u sürekli körükleyen bir zümre var. Bu durum Trabzon’un ileriye gitmesini engelliyor ve işin enteresan tarafı bu zümre aslen Trabzonlu da değil. Ama ona rağmen bu zümre Trabzon’u her geçen gün geriye götürüyor. Ve bizler onları çekmeye devam ediyoruz.

Merve Tanrıkulu

KaydetKaydet

KaydetKaydet

KaydetKaydet

KaydetKaydet

Exit mobile version