Sessiz bir çığlık: ‘Ensest Mağdurları’

3

Siz hiç gözlerinde keder, yüreğinde acı, sesinde yorgunluk ama her şeye rağmen mücadeleyi bırakmayan, ensest mağduru bir bireyle göz göze geldiniz mi? Sık sık duyduğumuz, bazen tanık olduğumuz, bazen de yaşamak zorunda bırakıldığımız bu ensest neyin nesi? Neden var ensest ve neden bir o kadar gizli bir konu ensest? Bu yazımda ensesti kısa bir şekilde açıklayıp, bizzat görüştüğüm mağdurların yaşadığı sancılı süreci sizlerle paylaşmak istiyorum. 

Ülkemizde sık sık ‘çocuk istismarı’ haberlerine rastlarız ve ne yazık ki bu istismarcıların çoğu, çocuğun yakın çevresinden oluşuyor. İnsanın kanını donduran haberleri görmemek mümkün değil. Kızına tecavüz eden baba, kardeşini doğuran çocuk, torununu hamile bırakan dede, kardeşine tecavüz eden abi… Tam da bu noktada, toplumsal boyutta önemli bir sorun haline gelen enseste değinebiliriz. Türkiye’de azımsanmayacak derecede ensest vakaları var. Eminim birçoğumuz ensest vakalarını biliyor veya tanık oluyor fakat bir terim olarak duyduğumuzda yabancılık çekiyoruz. Kimine göre ensest, aralarında yakın kan bağı olan kişilerin cinsel ilişki yaşaması durumudur. Bu grupta çocuğu istismar eden baba, anne, erkek kardeş, abla, amca, dayı, teyze vb. yer alır. Kimine göreyse kan bağı olma koşulu aranmaksızın ebeveyn otoritesine sahip kişiler (üvey anne-baba-kardeşler, enişte) bu gruba girer. İstismara uğrayan çocuğu erkek-kız diye ayırmamakla birlikte, yapılan araştırmalarda kız çocuklarının bu duruma daha fazla maruz kaldığı görülüyor.

Ensest mağduru iki bireyle, yakın bir arkadaşımın desteğiyle konuşma fırsatı buluyorum. Biraz konunun içeriğinden, biraz da incitebilme düşüncesinden olsa gerek konuşmaktan çekiniyorum. Birinci mağdur şu an da 26 yaşında, üniversite öğrencisi bir kadın. Onunla konuşabilmek, gözlerine bakabilmek, onu soğukkanlılıkla dinlemek kolay olmuyor. Yaşadıkları bu kadarı da olmaz dedirten cinsten. Konuşmaya başlıyoruz, daha doğrusu o konuşuyor, konuştukça da ben sessizliğe gömülüyorum. Konuşurken sık sık duraksıyor, sesi titriyor, derin düşüncelere dalıyor, yüzündeki ışıltı kayboluyordu. Anlattıklarını zihnimde canlandırmaya çalışıyorum ama olmuyor, ben yaşamışçasına içim acıyor, nefret doluyorum ve başlıyoruz ağlamaya. Sonrası derin bir sessizlik…  ’’ Yaşadıklarım bir iki cümleye sığacak, yutulur cinsten değil. Hayata mağlup olacak her şeye en başından sahiptim. Şiddetin eksik olmadığı bir ailede doğdum. Şiddet, sevgisizlik, ekonomik sıkıntı, cinsiyetim, yaşadığım kültür… Zor ve berbat bir hayatım oldu. Anlatsam eksik olur, anlatmasam kahır olup kalır içimde. O zamanlar 8 yaşındayım, henüz cinsel kimliğimi bilemeyecek kadar küçük bir yaş. Bir kardeşim ve benden 12 yaş büyük bir abim var. Babam hakkında konuşmak istemiyorum ama onun, yaşadığım zorluklarda büyük payı oldu. Babam saygın ve despot bir adamdı. Onu şu an narsist olarak tanımlıyorum. Kendinden başka kimseyi sevdiğini görmedim. Bir kere başımı okşadığını bilmem. Ona dair içimde kalan tek şey tarifsiz korku… Annemden hiç bahsetmiyorum, çoğu kadın gibi acı içinde geçen rezilce bir hayatı vardı. Çocuk yaşta evlendirilmiş ve çocuk sahibi olmuştu. Ne yazık ki ona yaşatılanların acısı bize pahalıya mâl oldu. Dayak yemediğim gün bilmem. Ama onu suçlu bulmuyorum, sadece benim gibi bir kurbandı. Şiddetin, hor görülmenin etkisi olsa gerek hep içime kapanık, sessiz bir çocuk oldum. Kendini savunamayan, altını ıslatan, mutsuz, aşağılanan, rezil bir çocuk. Bir yetişkin tarafından sevilmek benim için kıymetli şeydi, sahip olamadığım ve sanırım her çocuğun muhtaç olduğu en kıymetli şey. İşte böyle bir süreçte öz abimin sevgisine maruz kaldım. Sevgi diyorum çünkü 8 yaşımda algılayabildiğim şekli buydu. Evet beni seviyordu, sanırım sadece bu şekilde hatırlamak istiyorum. Bir gün beni evimizin üst katına çağırdı, birlikte çıktık. Düşüncelerim henüz safken aklımdan ne geçebilirdi ki… Önce benden sessiz olmamı istedi, sonra bedenimle oynamaya başladı. Gıdıkladı beni, bedenimin her yerine dokundu. Kimseye söylemememi tembihledi ve indik aşağı… Abim, babamın rolünün mirasçısı gibiydi. Sürekli bağıran, döven ve hor gören, otorite hastası bir babanın küçük mirasçısı. Onun sinirli yanına hep şahit olduğum için, bana aniden sevgi dolu olmasına anlam veremiyordum. Ama ne önemi vardı ki seviyordu beni artık. Birkaç kez daha, farklı boyutlarda benimle oyun oynamaya devam etti. Bir yıl kadar sonra evlendi, bir daha oyun oynamadı benimle. 14 yaşıma geldiğimde vücudum ve düşüncelerim şekil bulmaya başladı. Ama hala sessiz, özgüvensiz bir çocuktum. Küçük yaşta yaşadığım şeye çok anlam yükleyemesem de yaşım ilerledikçe hayat benim için kâbusa döndü. Bir şeyler yavaştan anlam bulmaya başlıyordu. Yine de konduramıyordum abime, yanlış anlamlandırdım diyordum kendi kendime. Bu süreçte, düşüncelerimin beni yormasından kurtulamıyorken, bu defa benden 16 yaş büyük dayım tarafından istismara uğradım. İstismar diyorum çünkü ne olduğunun farkındaydım. Defalarca cinsel açlığını üzerime kustu. Gündüz hayatımda gece ise kâbuslarımda var etti kendini… Bu süreci atlatmak, benim için kolay olmadı. Etkilerini hâlâ yaşıyorum. Beni susturan ‘namus’ kavramında ezildim hep, zaten böyle bir şey nasıl söylenirdi ki aileye. Hem henüz küçük yaştayken erkek kardeşi, sonrasında dayısının tacizine maruz kalan biri kime güvenebilirdi ki bu hayatta. Bedenimden, kendimden tiksindim hep. Defalarca intihar girişimim oldu, hepsinde başarısız oldum. Yuttuğum ilaçlar beni öldürmedi belki ama vücudumda kalıcı hasarlar bıraktı. Tuhaf olan ise zavallı annemin yaşadıklarımı görememesi, sessiz çığlıklarımı duyamamasıydı. Liseye gittiğim zamanlarda daha farklı bir kişilik çıktı ortaya. Hâlâ sessizdim ama yerini öfke nöbetleri aldı. Sinirli, huysuz, kendine bile tahammülü olmayan birine dönüştüm. Ergenliğin etkisi de vardı ama yaşadıklarımın etkisi ağır basıyordu. Hiçbir zaman aileme anlatamadım, doğrusu anlatacak bir ailem yoktu. Gerçekten bir ailem olsaydı belki daha kolay atlatabilirdim. Üniversiteyi bir kurtuluş yolu gördüğümden olsa gerek, ilk senemde kazandım. Bu süreçte hep yalnızdım, tek başıma bir güç olmaya çalıştım. Kimseye güvenemedim, hiç kimseye. Zamanla, bana güven veren insanlar tanıdım. Bu durumu onların da desteğiyle biraz da olsa üzerimden atabildim. Bu iğrençliğin tek sorumlusu olarak kendimi gördüm. Tarifsiz bir pişmanlık ve suçluluk duygusu… Bir erkek benim için aşağılık bir varlık oldu, onlara karşı içimde sevgi kıpırtısı olmadı hiç. Kişiliği bozuk, ne istediğini bilmeyen, karar veremeyen sorunlarla dolu bir insan oldum. Ben olduğuna inanmadığım bir benle savaştım tek başıma. Hâlâ da savaşıyorum, belki biraz daha iyiyim ama belleğimden silmek istediğim ve söyleyemediğim o kadar şey var ki. Diliyorum hiçbir çocuk böylesi sapık bir zihniyette dünyaya gelmesin ve benim yaşadığım acının yakınından geçmesin. Bel altından ibaret olan sevginiz sizin olsun. Size ve sevginize defalarca lanet olsun. Hak etmedim, hak etmiyoruz. O çocuklar nefes almakta zorlanırken, hiçbir şey olmamışçasına hayatını devam ettirenlere göz yummayın, sessiz kalmayın, mağdurların sesi olun. Hiçbir şey yapamıyorsanız koruyamayacağınız çocukları doğurmayın…’’

İkinci mağdur 20 yaşında genç bir kadın, başından geçeni kısa bir şekilde anlatmak zorunda kalıyor, çünkü anlatmaya başlamasıyla içinin yanması bir oluyor. Bu sebeple ona çok soru sormadan, yarasını açmadan yaşadığı durumu yüzeysel aktarıyorum. 15 yaşındayken eniştesinin tecavüz girişimine maruz kalmış. Kendi deyimiyle ‘kıl payı’ kurtuluyor. Kapının çalmasıyla panik olan istismarcı, kendini geri çekerek çocuğa tehditler savuruyor. Tabi aile içi iletişim kuvvetli olduğundan, çocuk durumu annesine anlatıyor ve enişteden şikâyetçi olunuyor. Olaydan sonra enişte tutuksuz yargılanıyor. Mağdurun söylediğine göre ortada ‘kızlığın bozulması’ durumu olmadığı için enişte ufak cezalarla sıyrılıyor.

Güvendikleri kişilerce istismara uğrayan iki farklı insan. Üzerine ne söylenir bilmiyorum. Bu gibi istismarları yaşayanlar, yazıyı okuyunca belki biraz daha kanıyor yaralar ama şunu söylemek istiyorum. Bu gerçeklikten kaçmak yerine onunla sonuna kadar savaşın, sessiz kalmayın, çünkü ‘siz’ kurban edildiniz, tıpkı diğerleri gibi…

Ülkemizde çoğu çocuk ne yazık ki içler acısı bu durumla karşı karşıya kalıyor ve olayların üzeri özelliklede toplumsal baskılarla örtülmeye çalışılıyor. İstismarcının yakın kişi olmasıyla daha fazla sarsılan çocuklar, uzun süren psikolojik sorunlarla boğuşuyor. Sessizlik, kişilik bozukluğu ve silinmeyen iğrenç anılar oturuyor hayatlarına. Yaşanan olaylardan yola çıkarak istismarı yapanın, çoğunlukla erkek olduğu anlaşılıyor. ‘Amcana pipini göster oğlum’ un zamanla taciz ve tecavüz etmeyi kendinde hak gören yetişkin bir erkeğe dönüşmesine seyirci kalıyoruz. Zararsız olan, sevmeye kıyamadığımız çocuklar, zihniyete kurban giderek tecavüz geleneğini sürdürüyor. Her yerde hükmetmeye çalışan, her şeyi kirleten bir zihniyetle karşı karşıya bırakılıyoruz. Kadının içine boşalarak, bedenindeki ve düşüncelerindeki kiri akıtan bir zihniyet. Kadınlara, çocuklara, hayvanlara tecavüz eden bir zihniyet…

Yine bir o kadar ‘sus kızım’, ‘otur kızım’, ‘namuslu ol kızım’ ın zamanla içine kapanan, özgüven sorunu olan, kendisini savunamayan kıza dönüşmesi kaçınılmaz oluyor. Yaşadığı sıkıntılı durumdan kurtulmaya çalışan bir kadın, kurtuluş yolunu genellikle evlilikte veya intiharda buluyor. Sonu gelmeyen bir hatalar zinciri… Sonuç olarak bu tip mağdurların yaşamlarına, derin bir sessizlik ve pişmanlık hâkim oluyor. Öylesine bir sindirilmişlik, bir kimlik kaybı ki bu… Hayata getirdiğimiz, bin bir emekle büyüttüğümüz çocuklarımızı çevremizden korumaya çalışıyoruz ya hani, peki soruyorum sizlere, onları kendimizden nasıl koruyacağız? Var olan bir ensest gerçeğiyle nasıl başa çıkacağız? En önemlisi de mağdur olanlarda açılan derin yarayı nasıl kapatacağız? Biz bunun hesabını nasıl vereceğiz?

Hasret Gökçen

Not: Sosyoloji Araştırmaları Dergisi Cilt: 13 Sayı: 1 – Bahar 2010 ‘Ailenin Karanlık Yüzü: Türkiye’de Ensest’ konusuna,  ensesti tanımlamada başvurulmuştur.

3 YORUM

  1. Uzeri kapatılmaya çalışan konulara bu denli cana yakınlilikla yaklasmis olman ayrı bir takdir gerektiriyor. oncelikle bizi aydınlattiginız icin tesekkur eder yazilarinizin devamliligini dilerim başarilar …

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin