Neden çıplak değiliz? Neden giyinmek zorunda kaldık?

0

Giyim; bir kültürün özelliğini yansıtan ve çeşitli sebeplerle başvurulan, kültür-inanç ve coğrafyaya göre farklılık gösterebilen toplumsal bir olgudur. Birçoğumuzun merak ettiği ve cevabını, soğuktan korunmak olarak geçiştirdiği bir konudur aslında giyinmek. Ana rahminden çıktığımız andan itibaren bedenlerimizin giydirilmiş haline öylesine alışmış, doğal karşılamışız ki, giysisiz bir hayat bize imkânsız gelir. Zamanla özel alanlarımızda dahi çıplak kalmak rahatsız edici bir hâl almıştır… Karşınıza çıplak bir insan çıktığını hayal edin, o an ne hisseder ve bu durumu nasıl karşılardınız? Bu cevap yaşadığınız kültüre göre değişkenlik gösterir. Çıplaklığı reddeden bir kültürün etkisindeyseniz, bu durumu hiç de normal karşılamazsınız. Ne zaman giyindiğimize dair, giysilerin çürüyüp yok olmasından kaynaklı net bir tarih verilemiyor. Ancak yapılan araştırmalara göre ilk insanların (İlk insanın Afrika’dan çıktığı bilinmekte) çıplak olduğu söylenir. Yani türümüz ilk başta çıplaktı ve çıplaklık gayet doğaldı. Peki ne oldu da bu algı değişime uğradı?

Doğadaki her canlı hayatta kalma mücadelesi içerisindedir. Bu mücadele içinde canlılar, çevre koşullarına göre adaptasyon süreciyle vücut yapılarını (kürk, gaga, pençe, ayak vb.) geliştirmiş ve yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Yalnız, farklı bölgelere çok hızlı biçimde yayılan türümüz, beden yapısı olarak diğer canlıların doğada gösterdiği bu uyumu sergileyemedi. İnsan bedeni, biyolojik olarak diğer canlılara kıyasla doğa içinde çevresel faktörlere karşı daha zayıf ve savunmasız kalmıştır. Gelişkin olan beyni, ihtiyaçlar doğrultusunda onu sürekli üretmeye itmiştir. Belki doğuştan kendini koruyacak özelliklere sahip değildi, fakat zorunlu ihtiyaçlar doğrultusunda sürekli keşfederek, kendini doğanın zararlı etkilerinden koruyacak şeyler geliştirdi. Bunlardan biride hayatımızda önemli bir yer tutan giysilerimiz… İnsan; baş, ayak dahil vücudunun her yerini neden giyinmek zorunda kaldı? Sanırım bu soruya birçoğumuzun vereceği ilk cevap ‘soğuktan korunmak’ olacaktır. Bu cevap, soğuk bir iklim için geçerli olabilir ancak sıcak bir iklim için yeterli olmayacaktır.

İklim, kültür, inanç gibi etkilerle giyinmenin sebepleri farklılaşabilir.  Örneğin, cinsel ilgi yaratmak,  estetik görünmek, süslenmek, diğer canlılardan, yaralanmalardan korunmak, statüyü ve ait olduğu kimliği belli etmek… Aynı zamanda inanç, cinsiyet, yaş, meslek, törensel anlara göre de giyinmenin şekli değişiklik gösterebilir. Özellikle iklimin giyinme üzerinde ki etkisi büyüktür. Giyinmenin zorunlu olmadığı sıcak iklim bölgesinden soğuk iklimlere göç edilmesi, soğuktan korunmak amacıyla giyinmeyi getirdi. Burada yaşayan insanlar baş, ayak dahil vücudunun her yerini örtme gereği gördü. Sıcak bölgede yaşayan insanlar ise genellikle cinsel bölgeleri korumak, belirginleştirmek, cinsel ilgi yaratmak veya süslemek amacıyla giyime yöneldi. Afrika’ da yaşayan bazı yerliler gözlemlendiğinde, bu sıcak iklimde giyinmenin pekte önemli olmadığı anlaşılıyor. Burada yaşayan yerlilerden bazıları baştan aşağı giyinir, bazıları vücutlarının ön ve arka kısmını yaprak, ot veya derilerle kapatır, bazıları ise tamamen çıplaktır. Eş seçmenin ve üremenin önemli olduğu avcı-toplayıcı toplumlarda süslenme çok özel bir yere sahiptir. Bireylerin meme uçlarını süslemesi, takılar takması, cinsel organlarına takılar takması, vücutlarını boyaması sıkça rastlanılan bir davranıştır. Zamanla bu süslemelerin yerini giysiler aldı ve özellikle cinsel organların üzeri örtüldü. Üremenin simgesi olan ve aynı zamanda oldukça hassas olan bu bölgeler, belki de örtülerek korunma altına alındı.

Çıplaklığın gayet doğal algılandığı bir zaman diliminden, ayıplandığı bir zaman dilimine evrildik. Özellikle çevresel faktörlerden korunmak için geliştirilen giysiler, zamanla ‘ayıp’ sayılan yerleri örtmede zorunlu hale getirildi. Ve bu zorunluluk, cinsiyetler arasında farklılaşarak günümüzdeki şeklini aldı.  Modern toplumlarda çok net gördüğümüz bu farklılık, bazen cinsiyetler üzerinde ileri derecede baskıcı bir tutumla kendini gösterebiliyor.

Bazen bir fotoğraf, sayfalarca anlatılmak istenenlerin özeti olur.

Bir toplumdaki cinsiyet farkını belirgin hale getiren en önemli şeylerden biri giysidir. Giysi üzerinden cinsiyetlere farklı sınırlandırmalar getirildi. Basit görünen bir giyim konusu üzerinden dahi cinsiyet eşitsizliği her alanda gözümüze çarpar. Bu eşitsizlik beraberinde önüne geçilemeyen bazı sorunlar da getirdi. Giyinmede en önemli nokta seksüel organları örtmektir. Bu organların örtünmesinde din etkisi kaçınılmazdır ve bu örtünmeden her iki cins de sorumludur. Yalnız bu sınırlamayla kalmayıp kadın üzerinde daha farklı bir uygulamaya gidilmiştir. Kadının bedenindeki her noktaya kadın dışındaki herkes ve her şey sınırlandırma getirmiştir. Bir erkeğin, kamusal alanda cinsel organı dışında, vücudunun herhangi bir yerinin görünmesi sorun teşkil etmez. Fakat bir kadın için bu durum söz konusu bile değildir. Kadınlar, din ve kültür etkisinde kamusal ve özel alanda, tepeden tırnağa en ince ayrıntısına kadar ‘özenle’ giydirilmiştir. Saçları, ayakları, elleri hatta gözleri… Etek boyundan dekolte, topuk, bacak boyuna kadar sınırlar önceden belirlenmiştir. Hatta bu yeterli kalmayıp giysilerin her bir boyutuna ayrı bir etiket getirmek de ihmal edilmemiştir. Sınırlandırmaların dışına çıkanlara ise aşağılama, şiddet, taciz ve tecavüz hak görüldü.

Hasret Gökçen

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin