Hem seyyar satıcı hem kadın yazar!

0

Zabıtalardan kaçarken incecik kollarının olan gücüyle arabasını kaldırımlardan kaldırıp geçirirken karşımda mücadeleden yılmayan bir kadın ile karşı karşıya olduğumu anlamıştım.

Nalân Türkeli ile keyifli bir röportaj yaptık. Zabıtaların bize izin verdiği bir ara sokakta yerde bulduğumuz irice taşların üzerine oturup sohbet ederken seyyar satıcılıktan yazarlığa giden hayat yolculuğunu anlatırken döktüğü gözyaşları hiç aklımdan çıkmayacak.

Kendinizden biraz bahsedebilir misiniz?

Ben nalan Türkeli. 59 yaşındayım ve  Ordu doğumluyum ve 13 yaşında İstanbul’a geldim. Hala da İstanbul’da ikamet ediyorum. İlkokul mezunuyum.

Ne iş yapıyorsunuz?

Seyyar satıcıyım. 3 tekerlek bir araba ile gece hale gidiyorum, günü birlik. Aldıklarımı arabama yüklüyorum ve sokaklarda zabıtalar ile köşe kapmaca, saklambaç oynayarak satış yapıyorum. Elbette bu bana özel bir tavır değil ama söylemem gerekir ki korunan bazı seyyar satıcılar da var.

Kadın oluşunuzu tuhaf karşılayan, farklı bakan oluyor mu?

Ümraniye’de bu işi yapan tek kadın benim, illaki İstanbul’un farklı ilçelerinde vardır fakat Ümraniye’de benden başka görmedim. Kadın olduğum için sorun yaşamıyorum aksine övgü ile söz edenler takdir edenler, destek olanlar oluyor.

Kitaplar yazdınız bunlardan bahsedebilir misiniz?

1993 yılında bir şiir kitabı yazdım. Ondan sonra yazmaya başladım, zaten çocukluktan beri içimde her zaman bir yazma dürtüsü vardı. Çok okuyan biriydim, edebiyata düşkünlüğüm vardı.Hümanist bir insan olduğumu düşünüyorum hem asi hem dik kafalı. Özgürlüğüme düşkün birisiyim ama benim için özgürlük nedir? Özgürlük düşünme sanatıdır, zaman yaratıp yazabilmektir, düşüncelerini hayata geçirebilmektir, yazarak üretebilmektir. Bu nedenle hep yazdım. Dar alanlarda da çalıştım ama boğuldum çünkü bana göre oraların hapishanelerden bir farkı yok. Ruhuma ters olan bu durumu geride bırakarak 30 yıldır  seyyar satıcıyım. Sokakta çalışırken yazmaya, okumaya fırsat bulabiliyorum.

Ben yazarken hayatıma anlam katabildiğimi gördüm. Çünkü insan ancak yazarken sorgulayabiliyor, anlayabiliyor, araştırabiliyor. Bu anlattıklarım beni tetikledi ve yazmaya başladım.

Kitaplarınızın basılma sürecini anlatır mısınız?

Açıkçası kitap nasıl basılır, bu süreç nasıl ilerler hiç bilmiyordum. Gezmeye başladım kitapçıları, yayınevlerini daha sonra bir yayın evi ile anlaşıp şiir kitabımı cüzi bir miktara çıkardım. Fakat kitap çıkarmanın para karşılığı olması bana etik gelmedi ve inanın utanmıştım.

Sonra bir kitap yazdım; okudum beğenmedim, yırttım tekrar yazdım ve ortaya “Varoşta Kadın Olmak” kitabım çıktı. Bir taraftan kağıt topluyorum çünkü hayatımı bu şekilde idame ettiriyorum. 1996 yılıydı ve o dönemde A4 kağıdı sanıyorum yoktu. Mektup kağıtları vardı ama onlarda çok pahalı alamıyordum. Bende dışardan topladığım kağıtlara yazmaya başladım. Bir deste yaptı ve yayın evlerini gezmeye başladım. Kimisi küçük gördü kimisi kibarca kovdu, kimisi alay etti. Neticede çok uğraştım 1 yıl gibi gittim geldim. Bu sıra da kağıtlar da çoğalmaya başladı. Pes etmedim, bir gün cebimde otobüs param ile bir yayınevine gittim. Elimde de kanserden kaybettiğim oğlum da vardı küçüktü. Yayınevinde bana baktılar ve biz bu tür şeyleri basmıyoruz çünkü düzgün bir kağıda yazılı değil, yazınızı okuyamayız. O kadar üzülmüştüm ki dışarı çıkıp bir yerde oturup ağlamaya başlamıştım. Bir baktım yayınevinden bir kadın beni arıyor yanıma geldi. Hanımefendi yazdıklarınızı merak ediyorum dedi. Aslı sizde kalsın yazdıklarınızın fotokopisini almak istiyorum dedi. Fakat param yok fotokopi için dedim sorun yok ben halledeceğim dedi. Çocuk gibi sevinmiştim.

Kitap basıldıktan sonra ne oldu peki?

Kitap çok sevildi. Hatta yurt dışından bile duyuldu. Fransızcaya çevrildi böylelikle ben de  yurt dışına çıktım. Hollanda’dan kadın konulu seminerlere davet edildim. Belçika, Almanya derken Avrupa ülkelerini görmüş oldum. Şu anda da yazmaya, okumaya, sorgulamaya, araştırmaya devam ediyorum.

Bizim aracılığımız ile kadınlara ne söylemek istersiniz?

Özgür olsunlar, özgür irade ile düşünsünler, kendi doğruları olsun, kulaktan dolma ezberci bilgilerle hayatı yaşamaya kalkmasınlar. Belki son olarak temel hak ve özgürlüklerini bilmek için bol bol okusunlar.


Röpörtaj: Merve Tanrıkulu

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin