En güzel sevdalık yaylada olur..

Uzun zamandır yazmak istediğim konu, Karadeniz’in hırçın dalgaları gibi beni oradan oraya savurmuş olsa da yine Trabzon limanına düşürdüm kalemimden dökülen hikayeleri..

Eskotham aliğora,haydistin e pedia,na pame so paxari,permenun ta raşiya..
(Yine erkenden kalktık, haydi ey uşaklar, yaylaya çıkacağız, bekliyor bizi dağlar.)

Yayla zamanı geldi mi herkeste tatlı bir telaş olurdu. babaannem mutluluktan, sabahın erken saatin de kalkar hazırlıklara başlar, bizi de erkenden uyandırır mutluluğuna ortak ederdi.

Yolculuk hazırlıkları..

Herkes büyük bir dikkatle ineklerini ahırdan çıkarır, söylene söylene ineklerin peşinden gider, bazıları da evde son kontrolleri yapar bizden sonra yaylaya çıkacak olanlarla vedalaşırdı. Annem defalarca kontrol etmeme rağmen’‘Kızım, yayla evinin anahtarını almayı unutmayın sakın” (Ebas manesbalide du barxari dosbidi do glidi.) diye bağırır, bende onu kırmamak için ”Unutmadık merak etme’‘ (Uçenesbalame mi fovase) deyip gülümserdim.

Yayladaki bakkalda her istediğimizi bulamayacağımızdan, köyden yiyecek ve giyeceklerimizi çuvallara doldurup, hepimizin sırtında yük olacak şekilde ayarladıktan, sonra kontrolleri de yapıp hazırlanıp yola çıkma vakti gelirdi..

Herkes yolculuk duasını yapıp yola koyulduktan sonra, kadınlar ve erkekler hemen bir araya gelir yaylada yapacakları işleri konuşur yorulduklarında ise önceden mola vermek için belirledikleri yere gelir sırtlarında ki yükü bir kenara bırakır gölgesiyle insanları hayrete düşüren çam ağaçlarından çam sakızı yapar tekrar yola koyulurlardı. Yolun sol tarafında insanların konuşmalarına ortak olan dere, sanki yolda oluşumuzun mutluluğunu bizimle paylaşır gibi, gümbür gümbür akar, sesi de melodik bir hal alır, etraftaki çiçeklere, böceklere ve o görkemli ağaçlara türküler söylerdi. Ben ise, sırtımdaki yükün ağırlığı yetmezmiş gibi sevdiğimden bir kaç aylığına bile olsa uzak olmanın burukluğunu içimde hissedip, türlü türlü hayallere kapılırdım..

Yolda bulduğumuz her küçük su birikintisinden avuç avuç su içer , benimle aynı yaşta olanlarla sırtımızdaki yüklerin görüntüsüne bakar, kahkahalara boğulurduk. Hayvanlar da bizimle aynı su birikintisinden su içer, sevinçlerinden kuyruklarını sallayıp yola devam ederlerdi. Komşu yaylacılar bizi görünce, en az bizim kadar sevinir, karşı dağdan bağırır, yolculuğumuza güzel dilekler dilerlerdi. Derelerin eşsiz melodisi, yolculuğumuza neşe katar, sesi güzel olan da Rumca bir türkü tutturdu mu, ne yorgunluk gelirdi insanın aklına nede sevdadan ayrılık.

En güzel sevdalık yaylada olur…

Yayla evine yerleşmek ve ot kesmeye başlamak çok zaman almazdı. Çünkü otlar,biran önce kesilmeli ve kurutulmalıydı. Herkes bu tatlı telaşların yorgunluğunu yaşarken, ben köy yoluna bakıp sevgilimin yolunu gözlüyordum çünkü onun yaylası bizim yaylaya uzaktı. Yağmurlu havalarda, otun kesilemediği zamanlarda gelip beni göreceğine dair söz verirdi. Her gün başımı gök yüzüne kaldırıp ”Uranos”a yağmur yağdırması için dua ederdim.
Yine her gün yaptığımız gibi; annem ve dedemle ot kesmeye çayıra gittiğimiz bir gün, dedem, havanın bozacağını, kuruttuğumuz otların ıslanmaması için onları toplamamız gerektiğini söyledi. Büyük bir sevinçle elime tırmığı alıp, Uranos’a teşekkür ederdim. Bir ara ot toplama işini bitirmemize yakın, ufak ufak yağmur çiselemeye, sis dağları sarmaya başlamıştı. Annem yemek için getirdiğimiz azığı hazırlamaya koyulunca, bu zamanı fırsat bilip, dağa doğru çıkıp sisin içinde kayboldum. Yağmurun çisesi, kesilmemiş otların boynunu ıslaklığıyla büküyor bu yüzden paçalarım da sırılsıklam oluyordu. Fakat sevgilime çiçek toplamaya gelmiştim, biraz ıslansam ne olacaktı ki… Gelecekti, hissediyordum…
Çiçekleri türkü söyleye söyleye toplayıp, güzel bir buket haline getirmiştim.Her ne kadar paçalarımın ıslaklığı yürümemi zorlaştırsa da, hemen yolun sağ tarafında çayırımızın başladığı yerdeki küçük su kaynağının yanına çiçekleri bırakıp, büyük bir rahatlıkla annemin bana hazırlamış olduğu ekmek arası domatesi yemeye koyulmuştum.

Dedem ekmeğini bitirmiş tam kalkıyordu ki sislerin arasında sarı bir ışık belirdi. Gözlerimle hem dedemi süzüyor hemde onun geldiğinden emin bir şekilde başımdaki yazmayı düzeltiyor, güzelleşmeye çalışıyordum. Araba yanımıza yaklaştıkça, kalbimin atışları hızlanıyordu. Evet, sevgilim verdiği sözü tutmuş, beni görmeye,gelmişti. Kornasına basıp başını arabadan dışarı çıkarınca, dedem de hafif bir gülümsemeyle, köyden havadisler almak için yanına gitti. Ben de topladığımız otların ıslanmaması için kullandığımız naylonun kenarlarına, rüzgar uçurmasın diye taş koyma bahanesini kullanıp, yanlarına yaklaştım. Hem utangaç hemde halinden memnun bir ifadeyle, çeşmenin yanını işaret ettim. sevgilimde ”tamam’‘ anlamında başını sallayınca, utanarak annemin yanına koştum. Oda Dedemle biraz daha sohbet ettikten sonra, tekrar kornasına basıp oradan uzaklaştı. Birbirimizin gözlerine dahi bakamamıştık, ama onu gördüm ya…Arabayı yolun kenarındaki gözenin kenarına çektiğini görünce, içim kıpır kıpır olmuştu. Bıraktığım çiçekleri hırkasının içine, sakladığını görünce içimden ona koşa koşa gidip sarılmak gelmişti.
Köyde veya yaylada sevdiğimizle konuşabilmek ya düğünlerde, bayramlarda yada birilerini yardımıyla olurdu ve bunu hepimiz bilirdik.

İşlerimizi bitirip eve giderken vücudumda ıslanmayan yerim kalmamıştı. Her adım atışımda, içi suyla dolu kara lastiklerimin çıkardığı ğlak ğluk sesine eve varıncaya kadar tahammül etmeliydim. Eve vardığımızda, babaannem sobayı yakmış bizi bekliyordu. Ben ise, hem sırılsıklam olmuş hemde çok üşümüştüm. Üstümü değiştirip yanan sobanın yanına uzandığımda, günün heyecanına ve yorgunluğuna dayanamayan bedenim hayal dünyasından geçerek çoktan uykuya dalmıştı bile..

Gençlik yıllarıma tanıklık eden bu anıları hiç unutamam. Bir çok değeri, sevgiyi, sadakati, güveni, oralarda yaşayarak öğrendim. Günümüzde bazen köye gittiğimde, aynı anılar gözümde canlanıyor, böylece ne çok şey kaybettiğimizi anlayabiliyorum. Yaylaya arabayla çıkarken, ne o hayvanların sesleri geliyor kulaklarıma ne de HES illetine kurban giden derelerin melodik sesleri. Her yer kirli, cansız ve ruhsuz sanki..

Yaylaya her gidişimde ise, çayırımızın önünden geçerken, o küçük su kaynağına takılır gözüm. Tek o bıraktığım gibi yerinde, yıllardır azar azar akar durur. Belki başka sevdalar için gizlenecek çiçeklere akıyordur, kim bilir..

KaydetKaydet

KaydetKaydet

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin