Davranışlarımızın anlamını ne kadar biliyoruz?

0

Bilgiye kolay erişme imkânı bulduğumuz bir çağın gereği olarak, her gün yeni bir kültür ve kültürün somut hâl aldığı davranışlara tanık oluyoruz. Peki yabancısı olmadığınız, içinde yaşadığınız kültürün etkisiyle şekillenen davranışların anlamını hiç merak ettiniz mi? Mesela bir ölü için helva kavurur, ölünün kırkının çıkmasını bekler, evin kapısına veya içine dikenli bitkiler koyar, kurşun döktürür, ayakkabıları sağdan giyer, kapı eşiğine koç boynuzu asar, at nalı çiviler, eve gelip gitmek bilmeyen misafirin ayakkabılarına tuz dökeriz. Hayatımızın birer parçası haline gelmiş davranışların çoğunu, pratikte uyguluyor ya da gündelik hayatta bu davranışlara tanık oluyoruz. Bununla birlikte sıkça duyduğumuz, hayatımıza dahil ettiğimiz mitoslar da var. ‘’Aman çarşamba akşamı banyo yapma, karanlık odaya hızlı adımlarla girme, süpürgeyle birine vurma, süpürgenin üzerine oturma, akşam vakti komşudan sarımsak soğan isteme, genital kıllarını makasla kesme, elbiseler üzerindeyken söküklerini dikme, tırnaklarını akşam kesme, yılbaşında banyo yapma…’’  

Kültürün aktarılabilir özelliğiyle, deneyimlerimiz bir sonraki kuşağa aktarılırken çoğu zaman, davranışlarımızın derininde yatan anlam ya arka planda kalır ya da zamanla değişime uğrar. Yaşamda pratikleştirdiğimiz ilginç davranışların temelinde aslında bir ‘korku’, korkularımız yatar.  İnsanın doğayla iç içe yaşadığı dönemlerde; mistik güçlere olan inanç, uğursuzluk, kötü ruhların zarar vereceği korkusu, cezalandırılma, çarpılma gibi korkular, tecrübelerin de etkisiyle anlam bulmuş ve günümüze kadar gelmiştir. Mesela M.Ö. 600’ lü yıllara dayanan Zerdüşt inancında, bir gücün sembolü olan ateş kutsal sayılır ve asla söndürülmez. Günümüzde ateşi suyla söndürmenin, kötü ruhları ve cinleri musallat edeceği inancı belki de kökleri eskilere dayanan Zerdüşt felsefesinin devamı niteliğindedir. Başka bir örnekle, doğum sonrasında kadınların kafasına takılan kurdele, nişan törenlerinde yüzüklere bağlanan kurdele ve benzer davranışlarda rastlanılan kurdele renginin kırmızılığı, kötü ruhlardan koruyan ve kişiye uğur getiren bir sembol niteliği taşır. Karanlık korkusunun getirdiği bazı örnekler de vardır. Karanlıkta hareket ederken yavaş hareket etmeli, aksi durumda ruhların kişinin bedenine zarar vereceği konusu da yaygın bir inanıştır. Ayrıca bazı varlıkların karanlıkta belirdiği, bu sebeple de karanlıkta çok ses çıkarmanın bu varlıkları rahatsız edeceği ve kişiye zarar vereceği türünde inanış da mevcut.

Bazen de toplumda ki bazı davranışlar mitoslarla kontrol altına alınmıştır. ‘’Yanmış ekmek ye para bulursun’’ söyleminin aslında bir ziyanı engelleme, ‘’yediklerini paylaş yoksa rüyana yılan gelir’’ söyleminin ise bir paylaşma geleneğini yayma olduğu anlaşılıyor. Bir kısmına yer verebileceğim bazı davranış ve anlamlarını birlikte inceleyelim …

Ölünün Ardından Toplanmak

Ölümle birlikte yasa boğulan ölü yakınları, belli aralıklarla (3,7, 40, 50 ve senesi) ölüye dualar okur, helva kavurur, ölü ruhuna sevap için yemekler dağıtır; bazen de kadınlar, acılarını belli etmek için bu günler de kendilerini döverler. (aralıklar değişkenlik gösterebilir.)

Ruhun bedenden çıkmasının, 40 günlük sürede gerçekleşeceğine inanan kültür ve inançlarda 40 sayısı önem arz eder. Evde dolaştığına inanılan ruhun ve kötü ruhların evi terk etmeleri için, belirlenen bu aralıklarda evde toplanarak ritüeller gerçekleştirilir. Ölü evinde helva yapılmasının ise  ‘’ölünün ağzı açılsın’’, ‘’ölünün ağzının tadı gelsin’’ gibi anlamları var. Aynı zamanda Göktanrı inancının olduğu dönemler de, birisi öldüğünde kötü ruhları kaçırtmak için arkasından keskin koku çıkaran tütsüler yakılırdı. Belki de keskin koku veren helvanın kavrulma amacı da buradan gelmektedir.

Tahtaya Vurmak

Tahtaya vurmak; kötü şanstan korunmak için, günlük hayatta yaptığımız yaygın bir davranıştır. Çoğu zaman bu eyleme, elleri kulağa götürerek ‘’şeytan kulağına kurşun’’ sözünü ekliyoruz. Neden demir, taş veya plastik değil de tahtaya vuruyor ve bu sözü söylüyoruz hiç düşündünüz mü? Kuzey Amerika yerlilerinde başlayan bu gelenek milattan önce, ağacın kutsal sayıldığı 2000’li yıllara kadar dayanır. Eski çağlarda, özellikle boyları uzun, göğe yakın olan ağaçların içinde ağaç tanrılarının yaşadığına inanılırdı. Tanrı ile bir temas yolu olduğu düşüncesinden ötürü, kendilerini tehlikede hisseden insanlar ağaçlara vurarak, yardım ve korunma isterlerdi.  Aynı zamanda eski dönemler de insanlar ıssız, sessiz bir ormana girerken, ormandaki kötü ruhları kovmak için ağaçlara vurarak gürültü çıkarırlardı. Böylece, bir olayın kötü ruhlar tarafından duyulması da engellenmiş olurdu. Günümüzde bu davranışın devamı ve benzeri olan, tahtaya vurmadan önce eli kulağa götürüp şeytanı anmak ‘şeytanın kulağı, bu kötülüğü duymasın ve bana zarar vermesin’ anlamlarına geliyor.

Tuzlu Kahve Kültürü

Ailenin uygun gördüğü bir adayla evliliğin gerçekleşmesi ya da birbirini görüp beğenen iki bireyin evlenme yoluna girmesi için çoğu kültürde kız isteme törenleri uygulanır. Kız isteme törenlerinde, mevcut olan bazı davranışlardan kahveye tuz katmak ne amaçla yapılıyor?

Günümüzde bilinen şekliyle, kahveye konulan tuz ile, damat adayı evlilik öncesi zorluk testinden geçirilir. Tuzlu kahveyi bitiren damat adayı, geline kıymet vereceğini ve her türlü zorluğa göğüs gereceğini gösterir. Günümüz evlilik biçimleri, daha çok flört sonrası gerçekleşir ve bu sebeple de kahveye tuz koyma davranışı genellikle  eğlence amacıyla yapılır. Peki ya flörtün mümkün olmadığı dönemler? Evliliğin görücü usulüyle yapılmasının yaygın olduğu dönemler de durum biraz daha farklılık gösterir. Gelin adayı, eve gelen damat adayını iyice süzer ve eğer beğenirse içine şeker, beğenmezse içine tuz katarmış. Damadı reddetmenin kibar bir şekli olan bu davranış, zamanla eğlence amacıyla yapılan bir geleneğe dönüşmüştür. 

Gelin Bel Kuşağı

Gelin bel kuşağı ya da gayret kuşağı, düğün sırasında gelinin beline takılan kırmızı kurdeleye verilen isimdir. Bazıları için bir anlam ifade etmeyen, bazıları içinse vazgeçilmez derecede değerli bir gurur simgesi olan, evliliğinin güçlü bağlarla ilerlemesi, eşlerin birbirine güçlü bağlarla bağlanması inancıyla yapılan bir davranıştır. Aslında bu davranışın derininde yatan gizli bir anlamı daha var. Son zamanlarda kuşağın rengi değişse de özellikle ‘kırmızı’ olmasının bir sebebi olabilir mi? Kızlık zarının önemli bir tabu sayıldığı Ortadoğu toplumlarında, gelinlerin beline bu kuşak bir bekâret simgesi olarak takılır. Gelinin temizliğini, bekâretini simgeleyen kırmızı kurdeleyle, gelin bir erkekten (baba-abi-amca) başka bir erkeğe (damat) teslim edilir. Günümüz modern toplumlarında, bekâreti simgelemesinden dolayı bu adet pek hoş karşılanmasa da ‘bekâretinden şüphe edilme’ korkusuyla, kimileri bu kuşağı takmak zorunda bırakılır, kimileri ise bir gururun göstergesi olarak severek takar.

Hasret Gökçen yazdı

Kaynaklar:

Haris, M. İnekler, Domuzlar, Savaşlar ve Cadılar (İmge Yayınları)
Harari, Homo Deus (Kolektif kitap)
https://www.wattpad.com/203714256-gelenek-görenek-adetlerimiz-kuşak-bağlama
http://www.ulakbilge.com/makale/pdf/1377466735.pdf

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin