Bana Bir Masal Anlat Baba…

0
masal
Fotoğraf: Bahriye Kabadayı

Bugün Dünya Masalcılar Günü. Bugün, 21 Mart; doğanın uyanışına, toprağın yaşama belenişine selam durma günü

Doğaya ait olan arkaik özümüze tutunarak insan kalmaya dair bir söz söyleyebiliriz belki. Masalcıların bilgeliğini şiar edinerek hayatın ritmini yavaşlatır, çocukluğumuzun pembe düşlerine geri döneriz. Hayatı seyretmek yerine “deneyimleyerek” yaşamayı deneriz. Beş duyumuz olduğunu hatırlar, yaşama dokunur, hikâyelerin kokusunu duyumsarız. Masallarla kurtuluruz en insanca korkularımızdan. Vicdanı, merhameti, kardeşliği, dostluğu, sevgiyi hâkim kılarız şiddete bulanmış dünyamıza.

Öyküler sözlü kültürün can damarı, masalcı ise kabile ya da topluluğun yüreğidir. Sözlü kültürün masalcıları, günümüzün teknolojik-modern hız çağında yitirdiğimiz bir kavramı; bilgeliği işaret eder. Walter Benjamin, ancak gerçek yaşamın dokusu içine yedirilmiş bilgilerin yani deneyimin bilgeliğe dönüştüğünü vurgular. Hayatın anlamı ve anlatının özü buna dayanır. Oysa günümüzde insan en çok deneyimi kaybettiği için fakirleşmiştir. Artık yaşanılarak ve içselleştirilerek öğrenilen hayat tecrübesi değil, enformasyon var hayatımızda. Hazır deneyimlenmiş, neden-sonuç ilişkisi kurulmuş, yoruma kapalı bilgilerle donanıyor ve böylelikle hayatı anlamlandıramıyoruz. Yeterince düşünmeden, hap bilgilerle doyuyor, insan olmanın en önemli özünden, konuşarak iletişime geçmenin o harika hissiyatından uzaklaşıyoruz. Hayatın hızı ve telaşı içinde hiç kimsenin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya(*).

Bir bakıma masallardır bizi büyüten, yaşam oyununa dâhil eden. Masallarda tanırız devleri, büyücüleri, prensesleri. Öğreniriz, hayatın büyülü bir oyun alanı olduğunu. Ve görürüz ki tek korkan biz değiliz, barışırız kör karanlığımızla. Hata yapmak da insana dair, düştüğümüz zaman kalkmak da… Masallar, hayatın ilk hikâyeleri ve nihayetinde edebiyata giden yolun ilk adım taşlarıdır.

İnsan alet kullandığı için değil, söz sayesinde insan haline geldi. İnsanı insan yapan konuşmadır” der Nadine Gordimer. İnsanca iletişimin başlangıcı kelimelerle örülür. İnsan denilen türün hayaller kurması, düşünmesi, bilince ulaşması hep kelamın, kelimelerin eseridir. Sözel kültür, yazının hiç bilinmediği ya da yaygın olarak kullanılmadığı zamanın kültürüdür. Yazı olmadığı için bilinmesi gereken her şey söze bağlıdır. Hayatta kalabilmek için bilgelerin anlattıklarını can kulağıyla dinlemek, algılamak, özümsemek ve belleğe kazımak gerekir. Söz altın; bilgelik ise en üst mertebedir. Eğer bilinç, kişinin kendi dışına çıkarak kendini gözlemlemesi olarak tanımlanabilirse, masalcı da bilincin sözlü kültürde yaşayan örneğidir; topluluğa yol gösteren ruhtur. Sözelliğin dünyasında bilginin öğrenilmesi ve yayılması, anlatılan masalların ve destanların yardımıyla gerçekleşmiştir. Oysa Paul Vallery’nin dediği gibi belki de “zamanın önemsiz olduğu zamanlar geride kaldı. Modern insan, kısaltılamayacak şeyler üzerinde çaba sarfetmiyor artık.”

Dünya masal gününüz kutlu olsun. Bugün, bir masal anlatalım içimizdeki en masum çocuk yanımıza.

Bana bir masal anlat baba

İçinde bütün oyunlarım

Kurtla kuzu olsun şekerle bal…

 

(*) Ah, kimselerin vakti yok/ Durup ince şeyleri anlamaya/ Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar/ Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya/ Yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı/ Bakıp kapatıyorlar/ Geceye giriyor türküler ve ince şeyler. İlkyaz-Gülten Akın

Yazan: Pınar K. Üretmen

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin