Almanya’nın yoksulları eski Nazilere sığındı

Almanya’da genel seçimin galibi büyük bir oy kaybı ile de olsa yüzde 33 ile Hristiyan Birlik partileri oldu. Aşırı sağcı popülist AfD ise ilk kez Federal Meclise girdi. Altınbaş Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alper Kaliber, “Var olan kapitalist piyasacı sistem yoksulluğa çare üretemezken bu durumdan yararlanan aşırı sağ popülist parti oldu” dedi.

12 yıllık bir iktidarın ardından 4. kez Merkel büyük bir oy kaybı ile de olsa seçimi kazandı. Ancak başında bulunduğu sağ parti koalisyonu ikinci dünya savaşı sonrasındaki en az oyu alarak parlamentoya girdi. Öte yandan bu seçim sonucu Sosyal Demokrat Parti için de büyük bir yenilgi oldu. Sosyal Demokrat Partisi de yüzde 21’e yaklaşan oylarıyla tarihlerinin en kötü sonuçlarından birini elde etti.

Almanya’da parçalanmış bir yapının var olduğunu ve birçok Batı Avrupa ülkesinde siyasi sistemlerin artık bir ya da iki büyük parti tarafından domine edilemediğini söyleyen Doç. Dr. Alper Kaliber, “Büyük ölçekli partilerin hâkim olduğu politik sistemler, orta ölçekli ve kilit önemde küçük partilerin yer aldığı çok parçalı sistemlere dönüşüyor. Bu parçalılık ilk bakışta demokratik çoğulculuk açısından iyi gibi gözükebilir. Çünkü parlamentoya çok farklı gruplardan milletvekilleri geliyor. Ne var ki Özellikle Hollanda, Fransa ve Almanya’da gözlemlediğimiz gibi çoğunlukla bu parçalılık aşırı sağ ve popülist partilere yarıyor. Onlara kendilerini daha fazla ifade etme daha fazla kendilerini görünür kılma ve ana akım siyaset söylemini etkileme olanağı tanıyor.
Nitekim gelecek ay yapılacak seçimlerde Avusturya Özgürlük Partisi’nin koalisyona girmesi bekleniyor” ifadelerini kullandı.

“Sol partiler, yoksulluğa çare üretecek reçetelerle ortaya çıkamadılar”

Bütün sonucu Merkel’in göçmenler politikasına bağlamanın da biraz aldatıcı olabileceğini vurgulayan Alper Kaliber, “Merkel’in çeşitli politikalarından dolayı bir takım memnuniyetsizlikler oluşmuş durumda. Seçim sonucu özellikle Merkel’in izlediği göçmenler politikasına bağlanıyor. Merkel tipik bir Hristiyan sağ parti çizgisinden ayrılarak sosyal demokratlara yaklaşan daha hoşgörülü bir göçmen politikası izledi. Orta Doğu’da yaşanmakta olan savaş, milyonlarca göçmen ortaya çıkardı. Almanya Türkiye dışındaki hiçbir Avrupa ülkesinin yapmadığını yaparak 1 milyon göçmen alacağını açıklamıştı. Bu tez büyük ölçüde doğru olmakla birlikte bütün sonucu Merkel’in göçmenler politikasına bağlamanın da biraz aldatıcı olabileceğini düşünüyorum. Çünkü var olan sistemin tek sorunu bu değil. Alman ekonomisi Avrupa Birliği içinde motor ekonomi olarak gösteriliyor. Avrupa krizdeyken bile Almanya ekonomisi istikrarını ve büyümesini sürdürdü, büyük ölçekli krizlerle mücadele edebildi. Ancak, belirli bir büyüme istikrarı olan bu ekonominin yine de yoksulluk sorununu çözemediğini görüyoruz. Özellikle eski Doğu Alman topraklarında işsizlik hala yüksek, gelirler son derece düşük. Buralarda AfD (Almaya için Alternatif Partisi) Batı Alman topraklarına göre iki kat oy almış durumda. Batı Almanya’da AfD yüzde 11 oy almışken eski doğu alman şehirlerinde bu oran yüzde 21,5’e çıkıyor. Dolayısıyla gittikçe sınıf söyleminden uzaklaşan piyasa mantığına teslim olan sol partiler de bu yoksulluğa çare üretecek reçetelerle ortaya çıkamadılar, kitleleri mobilize edemediler. Var olan kapitalist piyasacı sistem aslında yoksulluğa çare üretemezken bu durumdan yararlanan bir anlamda aşırı sağ parti oldu. Çünkü onların yabancıları dışlayıcı milliyetçi söylemleri alman halkına çekici geldi” diye konuştu.

“Kitleleri arkasından yürütecek çok büyük merkez partiler artık yok”

Erken seçimin söz konusu olabileceğini vurgulayan Kaliber, “Sosyal demokrat parti koalisyonda yer almayacağını kesinlikle açıkladı. Bu durumda Merkel’in muhtemel ortakları liberal çizgideki Hür Demokratlar ve Yeşiller olacaktır. “Jamaika Koalisyonu” denilen üç parti koalisyonu pek kolay görünmüyor. Bu tür koalisyon görüşmelerinde yeşillerde olduğu gibi yüzde 9 oy alan partiler kilit önemde olduklarından oy oranlarından daha fazla hükümeti etkilemede daha büyük bir güçle hükümette yer alma isteğinde bulunacaklardır. Tabi bu partiler birbirlerinden siyasetin sağında ve solunda yani farklı çizgideler, farklı yaklaşımları var. Bu koalisyon görüşmelerinin çok kolay geçmeyeceğini haftalar hatta aylar alabileceğini düşünüyorum. Hatta Almanya, yeni yani erken seçime bile mecbur kalabilir. Ortada çok parçalı bir yapı var bir koalisyon çıkmazsa azınlık hükümeti herhalde denenebilir ama bu da çok kolay olmayacaktır. Her halükarda AfD’nin yüksek sesli ve çatışmacı bir muhalefet yapmaya çalışacağını göreceğiz. Alman demokrasisi ve düzeni son derece yerleşik kurumlardan oluşuyor. Dolayısıyla bu koalisyon görüşmeleri sürerken Almanya’da bir iktidar boşluğunun oluşacağını sanmıyorum. Öte yandan koalisyon Türkiye’de son zamanlarda siyasi seçkinler tarafından kötülenen bir durum. Belçika bütün siyasi hayatı boyunca koalisyonlarla yönetildi. Dünyada artık demokratik tartışmaların yapıldığı ülkelerde insanların çok farklı eğilimleri var. Bunlarda parlamentoya yansıyor. Kitleleri arkasından yürütecek çok büyük merkez partiler artık yoklar. Dolayısıyla koalisyonlar birçok ülke için doğal bir norm haline geldi. Almanya’da bir koalisyon kurulabilir, daha küçük bir olasılık ise sistemin bu parçalılığı içinde yeni bir seçime gidilmesi olur” dedi.

“Önemli olan bu radikal sağ popülist akımlarla nasıl mücadele edileceğidir”

Aşırı sağ popülist partilerin, Avrupa siyasetine hâkim olmasının hem Avrupa birliğini tehdit edeceğine hem de Türkiye ile ilişkilerin daha da güçleşeceğine dikkat çeken Kaliber, “Bütün Avrupa birliği ülkelerinde muhafazakâr ve milliyetçi sağ partilerin yükselişe geçmesi Avrupa Birliği projesi için bir tehdit anlamına geliyor. İkinci dünya savaşı sonrasında Avrupa bütünleşmesi süreci başlarken iki temel soru vardı; birincisi Avrupa’da savaşı nasıl engelleyebiliriz, ikincisi Almanya ile ne yapacağız. Bu savaş, nazilerin yanı sıra milliyetçi ve Nazi sempatizanı güçler tarafından çıkarılmış ve büyütülmüştü. Dolayısıyla mümkün olduğunca bu yıkıcı milliyetçilikten uzaklaşarak bir birleşik Avrupa nosyonu etrafında toplanılabilecek bir düzen kurulması gerekiyordu. Ama görüyoruz ki Avrupa bütünleşmesi, bu yıkıcı milliyetçiliğin önüne geçebilmiş, buna çare oluşturabilmiş değil. AfD gibi partiler Avrupa’da ne kadar kalıcı? AfD oylarının yüzde 60’ının diğer partilere olan tepkiden kaynaklandığı ancak yüzde 35 civarında bir oyun kendi oyu olduğu söyleniyor. Önemli olan bu radikal sağ popülist akımlarla nasıl mücadele edileceğidir. Çünkü bu partiler Avrupa siyasetine hâkim olurlarsa bu hem Avrupa birliği için hem Avrupa barışı için önemli bir tehdit haline gelecek. Böyle bir Avrupa’yla Türkiye’nin birlikte olması iş tutması da günden güne güçleşecektir” diye konuştu.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin